© 2025 Newsturk.net – Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede yer alan haber, yazı, fotoğraf, video ve diğer tüm içerikler Newsturk.net’e aittir. İzinsiz kullanılamaz, kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz.
Newsturk.net, doğru, tarafsız ve ilkeli habercilik anlayışıyla Basın Meslek İlkeleri’ne uymayı taahhüt eder.
Ziyaretçilerimizin kişisel verileri, 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK) kapsamında gizli tutulur ve korunur. Detaylı bilgi için KVKK Aydınlatma Metni, Kullanım Koşulları ve Gizlilik Politikası sayfalarımızı inceleyebilirsiniz.
📧 İletişim: iletisim@newsturk.net -
Copyright© 2006-2025 Tüm hakları saklıdır.
HABER YAZILIMI ve
TURKTICARET.NET projesidir
Turgay Şimşek
"Türkiye Yüzyılı" mı, Yoksa Bir "AKP Yüzyılı" mı?
"Türkiye Yüzyılı" mı, Yoksa Bir "AKP Yüzyılı" mı?
AKP’nin yeni dönem vizyonu olarak kamuoyuna sunduğu "Türkiye Yüzyılı" kavramı, bugün dev açılışlar ve parıltılı törenlerle toplumun hafızasına kazınmaya çalışılıyor. Ancak geride bıraktığımız son çeyrek asra baktığımızda, bu sürece eşlik eden ekonomik modelin kimler için gerçek bir şahlanış dönemi olduğunu sorgulamak bir zorunluluktur. Kamu kaynaklarının kullanım biçimi, bu dönemin geniş halk kitlelerinden ziyade, belirli bir siyasi anlayışın ve ona yakın isimlerin ekonomik yükselişini simgeleyen bir "AKP Yüzyılı" olduğunu ortaya koyuyor.
Devlet Bankası ve Parti Logosu: Propaganda Ekonomisi
Siyasi etik açısından en tartışmalı noktalardan biri, devlet kurumlarının birer parti aygıtı gibi kullanılmasıdır. Bunun en somut örneğini, bir kamu bankası olan VakıfBank uygulamalarında görüyoruz. AKP’nin bir parti politikası ve seçim vizyonu olan "Türkiye Yüzyılı" logosu, doğrudan VakıfBank’ın kredi kartlarının üzerine basılıyor.
Tüm millete eşit mesafede durması gereken bir devlet bankasının, bir siyasi partinin logosunu kurumsal kimliğine dahil etmesi, kamu kaynaklarının parti propagandası için seferber edildiğinin açık bir göstergesidir. Vatandaş, her kart kullanımında aslında bir siyasi vizyonun reklamına maruz bırakılıyor. Bu durum, devlet ve parti arasındaki sınırların ne denli silikleştiğini kanıtlıyor.
Bile Bile Tercih Edilen "Yüksek Maliyet"
Bu dönemin en büyük çelişkisi ise projelerin inşa yönteminde yatıyor. Türkiye Cumhuriyeti'nin geçmişte kendi öz kaynakları ve mühendisleriyle inşa ettiği Boğaz köprüleri veya barajlar, bu işlerin devlet eliyle ne kadar ucuza mal edilebileceğinin en büyük kanıtıdır. Devletin elinde Karayolları ve DSİ gibi köklü kurumlar varken, devasa projelerin bile bile çok daha maliyetli olan Yap-İşlet-Devret (YİD) modeliyle şirketlere yaptırılması rasyonel bir ekonomik tercih değildir.
Kamu kaynaklarıyla makul bütçelere bitirilebilecek köprüler ve hastaneler, özel şirketlere döviz bazlı "araç geçiş" ve "hasta sayısı" garantileriyle ihale edildi. Bu durum, devletin kasasından çıkacak paranın katlanmasına ve hazinenin on yıllarca sürecek bir borç batağına sürüklenmesine neden oldu. Ucuz ve kamucu yol bilinmesine rağmen, pahalı ve garantili modelin seçilmesi, bu yüzyılın kimlerin cebini doldurmak için kurgulandığı sorusunu akıllara getiriyor.
Vergi Afları ve Derinleşen Adaletsizlik
Milletin alın teriyle oluşan bütçeden garantili ödemeler sermaye gruplarına aktarılırken, bu projelere imza atan yapıların milyarlarca liralık vergi borçlarının silindiği resmi kayıtlarda yer alıyor. 2026 bütçe projeksiyonları, imtiyazlı şirketlere sağlanan vergi istisna ve muafiyetlerinin ulaştığı devasa boyutları gözler önüne seriyor.
Esnaf ve işçi ağır vergi yükü altında ezilirken, **"AKP Yüzyılı"**nın asıl kazananları vergi aflarıyla ödüllendirilmeye devam ediyor. Bu tablo, ekonomik büyümenin meyvelerinin topluma değil, dar bir imtiyazlı çevreye dağıtıldığını gösteriyor.
Sonuç Olarak: Faturayı Kim Ödüyor?
Devlet imkanlarıyla çok daha uygun maliyetle bitirilebilecek işler, uzun vadeli işletme hakları ve döviz endeksli taahhütlerle özel sektöre devredildi. Bugün "yüzyılın yatırımı" olarak alkışlanan bu projelerin gerçek maliyeti, vergisi affedilen sermayeye değil; Türk milletine kalıyor. Gelecek nesillerin sırtına yüklenen bu ağır borç senedi, "Türkiye Yüzyılı" söyleminin altındaki asıl gerçeğin, belirli bir kesimin ekonomik gücünü pekiştiren bir "AKP Yüzyılı" olduğunu bizlere gösteriyor.