>G-T1PWPZ8J68
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

NATO Ankara Zirvesi 2026: Trump, F-35, KAAN ve Egemenlik

Yazının Giriş Tarihi: 10.07.2026 15:41
Yazının Güncellenme Tarihi: 10.07.2026 16:24

NATO ANKARA ZİRVESİ 2026: MEHTERİN SESİ, TRUMP’IN MESAJI VE TÜRKİYE’NİN EGEMENLİK SORUSU

Beştepe’de mehterin sesi yükseldi, Trump övgüler dizdi. Ancak Ankara Zirvesi’nin gerçek ölçüsü, Türkiye’nin F-35, KAAN, terörle mücadele ve millî egemenlik başlıklarında masadan ne aldığıdır.

NATO Ankara Zirvesi 2026’ya Türkiye’nin ev sahipliği yapması, ülkemizin askerî gücünün ve bölgesel öneminin açık bir göstergesidir. Ancak devletler arası ilişkilerde törenlerden çok sonuçlara, dostluk sözlerinden çok millî çıkarlara bakmak gerekir.

NATO Devlet ve Hükûmet Başkanları Zirvesi, 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde Ankara’da, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde gerçekleştirildi. Türkiye, 2004 İstanbul Zirvesi’nin ardından ikinci kez NATO liderlerine ev sahipliği yaptı.

Zirve sonunda yayımlanan Ankara Bildirisi’nde NATO Antlaşması’nın 5’inci maddesine, yani bir üyeye yapılan saldırının bütün üyelere yapılmış sayılması ilkesine bağlılık yeniden ilan edildi. Rusya, Avrupa-Atlantik güvenliği açısından uzun vadeli tehdit olarak tanımlanırken NATO ülkeleri 50 milyar doların üzerinde yeni savunma tedariki açıkladı. Ukrayna’ya 2026 yılı için 70 milyar avroluk askerî ekipman, yardım ve eğitim desteği taahhüt edildi. İran’ın nükleer silaha sahip olmaması ve Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer serbestisine saygı göstermesi gerektiği de bildiride yer aldı.

Türkiye’nin böylesine önemli bir zirveye ev sahipliği yapması elbette değerlidir.

Türk ordusunun gücü, ülkemizin jeopolitik konumu ve bölgesel krizler karşısındaki belirleyici rolü, Ankara’yı görmezden gelinemeyecek bir merkez hâline getirmektedir.

Ancak zirvede alınan kararlardan çok, ABD Başkanı Donald Trump’a uygulanan ayrıcalıklı karşılama ve iki liderin açıklamaları gündeme damga vurdu.

Trump’a yapılan özel karşılama ne anlatıyor?

Donald Trump’ı Ankara Havalimanı’nda bizzat Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan karşıladı. Trump için hazırlanan hava gösterisi, geniş güvenlik tedbirleri ve yeni havalimanı binasına adının verilmesi, ziyaretin diğer liderlerin gelişlerinden belirgin biçimde ayrılmasına neden oldu.

Burada yalnızca diplomatik protokol değil, siyasi bir önceliklendirme de vardı.

Trump, Erdoğan ile gerçekleştirdiği görüşmede Ankara’daki yolları ve havalimanındaki düzenlemeleri övdü. Erdoğan ile aralarındaki ilişkinin özel olduğunu, Türkiye’nin askerî bakımdan önemli bir güç hâline geldiğini söyledi.

Ancak konuşmasının devamında kullandığı ifadeler, bu övgülerin arkasındaki güç ilişkisini de ortaya koydu.

Trump, Rahip Andrew Brunson meselesini yeniden gündeme getirerek Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı aramasının ardından Brunson’ın serbest bırakıldığını anlattı. Hukuken Brunson bir mahkeme kararıyla serbest bırakılmış olsa da Trump, yaşananları kendi kişisel etkisinin sonucu gibi sundu.

Türk milleti o günleri unutmadı.

O dönemde iktidar tarafından Brunson’ın bırakılmayacağı yönünde son derece sert açıklamalar yapılmış, ardından ABD’nin uyguladığı ağır diplomatik ve ekonomik baskıların gölgesinde Brunson tahliye edilmişti.

Şimdi aynı olayın, Türkiye Cumhuriyeti’nin başkentinde ABD Başkanı tarafından bir nüfuz gösterisi şeklinde anlatılması kabul edilebilir değildir.

Devletler arasında dostluk olabilir. Liderler arasında kişisel uyum da kurulabilir.

Fakat Türkiye Cumhuriyeti’nin itibarı, başka bir ülkenin başkanının “Aradım ve serbest bıraktırdım” diyebileceği kadar kişiselleştirilemez.

Diplomasi, iki liderin birbirine ne kadar güzel söz söylediğiyle değil, devletlerin birbirinden ne aldığıyla ölçülür.

F-35, CAATSA ve KAAN konusunda sonuç nerede?

NATO Ankara Zirvesi öncesinde kamuoyunun en fazla üzerinde durduğu konuların başında F-35 savaş uçakları, CAATSA yaptırımları ve millî muharip uçağımız KAAN için gerekli motorlar geliyordu.

Trump, Ankara’daki görüşmesi sırasında Türkiye’ye uygulanan CAATSA yaptırımlarını kaldıracağını açıkladı. Ancak siyasi bir açıklama yapılmış olması, yaptırımların hukuken ve fiilen tamamen kaldırıldığı anlamına gelmemektedir.

Yaptırımların nasıl ve hangi takvimle kaldırılacağı, S-400 sistemleriyle ilgili anlaşmazlığın nasıl çözüleceği ve ABD Kongresi’nin göstereceği tepki henüz açık değildir.

Trump, Türkiye’nin yeniden F-35 programına alınması konusunda da kesin bir karar ilan etmedi. Konuyla ilgili karar vereceklerini söylemekle yetindi. F-35 satışı önündeki hukuki ve kongresel engeller de henüz tamamen ortadan kalkmış değildir.

Türkiye, F-35 programına ortak olmuş, parasını ödemiş ve üretim zincirinde sorumluluk üstlenmiş bir ülkedir.

Bize ait olanı bir lütuf gibi beklemek yerine, hukuki ve diplomatik haklarımızı kararlılıkla savunmalıyız.

KAAN’ın ilk bloklarında kullanılması planlanan General Electric üretimi F110 motorları konusunda ise zirve öncesinde önemli bir gelişme yaşandı. Trump yönetimi, 700 milyon doların üzerindeki motor satışını ABD Kongresi’ne resmen bildirdi.

Bu, yok sayılamayacak kadar önemli ve olumlu bir adımdır.

Ancak bildirim, motorların hemen teslim edildiği veya bütün sorunların çözüldüğü anlamına gelmemektedir. Kongre süreci, olası siyasi itirazlar ve teslimat takvimi konusundaki belirsizlik devam etmektedir.

Türkiye’nin asıl hedefi, KAAN’ın kalbini de kendi imkânlarıyla üretebilecek bir savunma sanayisine ulaşmak olmalıdır.

Zirvenin gerçek başarısı, “Erdoğan benim iyi dostum” sözleriyle değil, şu soruların cevaplarıyla ölçülmelidir:

• Türkiye F-35 programına hangi şartlarla ve hangi tarihte dönecektir?

• Parasını ödediğimiz uçaklar ne zaman teslim edilecektir?

• CAATSA yaptırımları hangi takvimle ve hangi şartlarla tamamen kaldırılacaktır?

• KAAN’ın F110 motorları ne zaman teslim edilecek, yerli motor hangi tarihte hazır hâle gelecektir?

• ABD’nin PKK/YPG’ye verdiği askerî ve siyasi destek tamamen sona erecek midir?

• Türkiye’ye uygulanan bütün savunma sanayisi kısıtlamaları fiilen kaldırılacak mıdır?

Bu soruların cevapları henüz açık değildir.

Mehter, yeniçeriler ve Cumhuriyet’in kimliği

Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde düzenlenen akşam yemeğinde Cumhurbaşkanı Erdoğan ve eşi Emine Erdoğan, devlet ve hükûmet başkanlarıyla eşlerini kapıda karşıladı.

Beştepe’deki resepsiyon ve akşam yemeği, NATO’nun resmî programında da Cumhurbaşkanı ve eşi tarafından verilen bir davet olarak yer aldı.

Törende tarihte kurulan 16 Türk devletini temsil eden bayraklar, dönem kıyafetleri giymiş temsili askerler, yeniçeriler ve Millî Savunma Bakanlığı Mehteran Birliği yer aldı.

Türk tarihi yalnızca Cumhuriyet’ten ibaret değildir.

Hunlardan Göktürklere, Selçuklulardan Osmanlı’ya kadar uzanan büyük devlet geleneğimizle gurur duyarız. Mehter de yeniçeri de tarihimizin bir parçasıdır.

Tarihini unutan milletler geleceğini kuramaz. Ancak tarihî miras, Cumhuriyet’in yerine konulamaz; Cumhuriyet’i tamamlayan ve besleyen bir değer olarak yaşatılmalıdır.

Çünkü Türkiye Cumhuriyeti’nin bugünkü meşruiyetinin kaynağı hanedanlık değil, millî egemenliktir.

Tarihî sembollerin devlet törenlerinde kullanılması tek başına bir rejim değişikliğinin kanıtı sayılamaz. Ancak Cumhuriyet’in kurucu değerlerinin geri plana itildiği, Osmanlı sembollerinin siyasi bir kimlik olarak öne taşındığı bir ortamda bu tercihler doğal olarak sorgulanır.

Trump’ın Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün huzuruna çıkmasını sağlayacak bir Anıtkabir ziyaretinin resmî programda yer almaması da kamuoyunda haklı olarak tartışılmıştır.

Sorun mehter değildir.

Sorun, mehterin sesi yükselirken Cumhuriyet’in kurucu iradesinin sessizleştirilmesidir.

İtibardan elbette tasarruf edilmez. Fakat itibar; gösterişli sofralardan ve törenlerden önce egemenlikte, bağımsız dış politikada ve başka devletlerin karşısında eşit durabilmektedir.

Devletlerin itibarı, saraylarının büyüklüğüyle değil, masadaki ağırlığıyla ölçülür.

Büyükelçi Tom Barrack’ın sözleri neden önemlidir?

ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın, Batı’nın son yüz yılda Orta Doğu’ya dayattığı sınırlar ve yönetim düzenleri hakkındaki açıklamaları Türkiye’de haklı tartışmalara neden oldu.

Barrack, Anadolu Ajansına verdiği mülakatta ailesinin Osmanlı coğrafyasından Amerika’ya uzanan geçmişine vurgu yaptı; İzmir’i Yahudilerin, Müslümanların ve Hristiyanların birlikte yaşayabildiği bir örnek olarak gösterdi. Osmanlı’daki millet sisteminin farklı dinî ve toplumsal grupların merkezi yapı içinde varlıklarını sürdürmelerine imkân verdiğini savundu ve Türkiye’nin bölgede kurulacak yeni diyaloğun merkezinde olabileceğini söyledi.

Aynı açıklamalarda Orta Doğu’daki kargaşanın önemli ölçüde Batı’nın sürekli müdahalelerinden kaynaklandığını ileri sürdü. Bu sözler, Türkiye’nin üniter yapısını değiştirmeye yönelik kanıtlanmış bir plan değildir. Ancak bir ABD büyükelçisinin Osmanlı millet sistemini günümüz Orta Doğu’su için olumlu bir örnek olarak öne çıkarması da sıradan bir tarih değerlendirmesi gibi geçiştirilemez.

ABD büyükelçilerinin açıklamaları yalnızca kişisel kanaat olarak değerlendirilemez. Bu sözler, Washington yönetiminin bölgeye nasıl baktığını anlamamız açısından önemlidir.

Tam da NATO Zirvesi’nde, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde mehteran eşliğinde ve yeniçeri kıyafetleriyle yapılan karşılama töreni bu nedenle yalnızca tarihî bir gösteri olarak değil, aynı zamanda verdiği sembolik mesajlar açısından da değerlendirilmelidir.

Türkiye açısından temel kırmızı çizgi ise açıktır:

Üniter devlet yapımız, millî egemenliğimiz ve Anayasa’nın değiştirilemez hükümleri hiçbir uluslararası pazarlığın konusu olamaz.

Türkiye’nin sınırlarının çevresinde ne oluyor?

Suriye’deki gelişmeler, yalnızca komşu bir ülkede yaşanan iç meseleler olarak görülemez.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un Şam ziyareti ve ABD Başkanı Trump’ın Suriye’yi teröre destek veren ülkeler listesinden çıkarmak üzere Kongre’yi bilgilendirmesi, Şam yönetiminin Batı dünyasına yeniden kabul edilme sürecinin hızlandığını göstermektedir.

ABD’de bu kararın yürürlüğe girebilmesi için 45 günlük Kongre inceleme sürecinin tamamlanması gerekmektedir.

Suriye’de Kürtlerin öncülük ettiği SDG ile Şam yönetimi arasında yapılan anlaşmalar ise askerî ve sivil yapıların merkezi devlet kurumlarına dâhil edilmesini öngörmektedir.

Anlaşmalar kâğıt üzerinde ayrı bir devlet kurulmasını değil, SDG unsurlarının merkezi yönetime bağlanmasını esas almaktadır. Ancak Türkiye açısından belirleyici olan, PKK/YPG kadrolarının gerçekten tasfiye edilip edilmediği ve bu yapının farklı bir isim altında varlığını sürdürüp sürdürmeyeceğidir.

Türkiye sözlere değil, sahadaki sonuçlara bakmalıdır.

İran’da ise çok daha büyük bir tehlikenin işaretleri görülmektedir.

İsrail’in, İran’ın batısındaki bazı silahlı Kürt grupların İran-Irak sınırındaki bölgeleri ele geçirme girişimlerine destek verdiği yönünde ciddi haberler yayımlandı. Reuters, PJAK, PDKİ ve PAK gibi yapıların da içinde bulunduğu grupların federal bir İran içinde yarı özerk bir bölge hedeflediğini aktardı.

Bu girişimlerin başarıya ulaştığını veya İran’da yeni bir bölgesel yönetim kurulduğunu söylemek için bugün yeterli veri bulunmamaktadır.

Ancak Irak’ın kuzeyinde oluşan yapı, Suriye’nin kuzeyindeki gelişmeler ve İran sınırındaki silahlı hareketlilik birlikte değerlendirildiğinde Türkiye’nin çok dikkatli olması gerektiği açıktır.

“Terörsüz Türkiye” süreci bölgeden bağımsız değildir

Türkiye’de “Terörsüz Türkiye” adı altında yürütülen süreç de sınırlarımızın çevresindeki bu gelişmelerden ayrı değerlendirilemez.

TBMM’de kurulan Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun hazırladığı rapor, 18 Şubat 2026 tarihinde 47 kabul, 2 ret ve 1 çekimser oyla kabul edildi.

Abdullah Öcalan’ın sürecin merkezindeki isim hâline getirilmesi ise Türk milletinin haklı endişelerini artırmaktadır.

Terörün sona ermesini elbette hepimiz isteriz.

Askerlerimiz, polislerimiz ve vatandaşlarımız artık şehit olmasın isteriz.

Fakat terörün sona ermesi başka, terör örgütünün ve elebaşının siyasi olarak aklanması başkadır.

PKK’nın silah bırakması, Türk devletinin bir terör örgütüyle anayasa pazarlığı yapmasını gerektirmez.

Terör örgütünün silah bırakması bir lütuf değildir. Zaten hukuk devletinde olması gereken budur.

Üniter devlet yapısının gevşetilmesi, yerel özerklik, kimlik temelli anayasal düzenlemeler veya terör örgütünün siyasi taleplerinin farklı kavramlarla hayata geçirilmesi barış değildir.

Bunlar, gelecekte yaşanabilecek yeni çatışmaların zeminini oluşturur.

Türkiye’nin içeride attığı her adım, Irak, Suriye ve İran’da şekillenen yeni güvenlik mimarisinden bağımsız değildir.

Bu nedenle süreç kapalı kapılar ardındaki pazarlıklarla değil; şehit ailelerinin, gazilerimizin ve Türk milletinin vicdanını yaralamayacak bir açıklıkla yürütülmelidir.

Türkiye Cumhuriyeti terörü bitirir; terör örgütüyle devletin temel niteliklerini tartışmaz.

Sonuç: Devletlerin dostu değil, çıkarı vardır

NATO Ankara Zirvesi’nin Türkiye’de gerçekleştirilmesi önemli bir diplomatik kazanımdır.

Türk ordusunun gücü, ülkemizin stratejik konumu ve bölgesel ağırlığı bütün dünyaya bir kez daha gösterilmiştir.

Ancak Türkiye’nin ihtiyacı, yabancı liderlerin Erdoğan’a yönelik kişisel övgüleri değil; Türk milletinin çıkarlarını güvence altına alan somut sonuçlardır.

Trump bugün Erdoğan’ı över, yarın Türkiye’ye başka bir yaptırım uygulayabilir.

Çünkü devletler kişisel dostluklara göre değil, millî çıkarlarına göre hareket eder.

Türkiye Cumhuriyeti de aynı ciddiyetle hareket etmelidir.

Mehterin sesi yükselebilir, törenler görkemli olabilir, sarayın kapıları dünya liderlerine açılabilir.

Fakat asıl mesele, o kapılar kapandıktan sonra Türkiye’nin masadan ne aldığıdır.

Devletler törenlerle değil, masadan kalkarken elde ettikleri kazanımlarla büyür.

Bizim ölçümüz Trump’ın övgüsü değil, Türk milletinin çıkarıdır.
Bizim kırmızı çizgimiz sarayların ihtişamı değil, Cumhuriyet’in üniter yapısıdır.
Bizim siyasetimiz kişisel dostluklara değil, millî egemenliğe dayanır.
Türk devletini Türk milletinin iradesi yönetecektir.

Hacı FİLİK
Zafer Partisi Çayırova İlçe Başkanı

Yorum Ekle
Gönderilen yorumların küfür, hakaret ve suç unsuru içermemesi gerektiğini okurlarımıza önemle hatırlatırız!
Yorumlar (0)
Yükleniyor..
logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.