>G-T1PWPZ8J68
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Israil

NEWSTURK - Israil haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Israil haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Tokyo’dan Silivri’ye Ümit Özdağ ’ın Bilinmeyenleri Haber

Tokyo’dan Silivri’ye Ümit Özdağ ’ın Bilinmeyenleri

Ümit Özdağ Belgeseli: Türk Siyasetinde Ezber Bozan Yaşam Öyküsü Türkiye’de siyaset, çoğu zaman benzer söylemlerin tekrarından ibaret bir döngü içinde ilerlerken, bazı figürler sadece bu döngüyü kırmakla kalmıyor, gündemin rotasını tek başlarına belirleme gücüne erişiyor. Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın hayatını, akademik geçmişini ve aksiyon dolu siyasi yürüyüşünü ele alan "Sessizliği Bozan Adam" adlı Ümit Özdağ belgeseli, yakın siyasal tarihin en dikkat çekici portrelerinden birini kapsamlı bir şekilde ortaya koyuyor. Çocukluk yıllarından Silivri Cezaevi günlerine, sınır ötesi operasyon hatlarından İçişleri Bakanlığı kapısına uzanan bu sıra dışı öykü, bir siyasetçinin ötesinde, bir stratejistin anatomisini sunuyor. Tokyo'dan Başlayan Sürgün ve Cumhuriyet felsefesi Yapım, karakteri şekillendiren en önemli unsura, yani aile köklerine ve çocukluk yıllarına ışık tutarak başlıyor. 3 Mart 1961’de Tokyo’da dünyaya gelen siyasetçi, adeta devlet meselelerinin merkezinde büyüdü. Babası Muzaffer Özdağ, 27 Mayıs 1960 askeri müdahalesini gerçekleştiren Milli Birlik Komitesi’nin en genç kurmay subaylarındandı. Komite içinde yaşanan güç mücadelesi ve tasfiye neticesinde, "14'ler" olarak bilinen grupla birlikte Japonya’ya gönderildi. Böylece cumhuriyet tarihinin resmi sürgününde doğan ilk ve tek yurttaşı unvanını aldı. Binlerce kitabın bulunduğu bir evde, jeopolitik, tarih, strateji ve cumhuriyet felsefesi dinleyerek büyümek, ilerideki tavizsiz ve entelektüel duruşunun temellerini attı. Evde her akşam yemek masası bir devlet ve millet meselesi münazara alanına dönüşüyordu. İlk Kırılma Noktası ve Felsefe Seçimi Ankara TED Koleji’nde okuduğu lise yıllarında milliyetçi hareket içinde yer alan genç öğrenci, daha o yaşlarda geri adım atmayan karakterini gösterdi. Siyasi duruşu ve eylemleri sebebiyle lise son sınıfın son gününde, Ankara Valisi’nin özel emriyle okuldan uzaklaştırıldı. Eğitimine Almanya Münih Maximilian Üniversitesi’nde siyaset bilimi ve felsefe okuyarak devam etti. Babası Muzaffer Özdağ’ın mektubunda yazdığı "Felsefeyle karın doymaz, daha gerçekçi bir iş yap" uyarısına, bilimsel bir makale derinliğinde cevap yazarak karşılık verdi: "Felsefe tüm bilimlerin temelidir. İçinde yaşadığımız coğrafya uzun süredir felsefe üretmediği için bir kısır döngüye girmiştir." Bu entelektüel özgüven, Almancayı bir yılda öğrenip lisans ve yüksek lisansı üç ayrı dalda dereceyle bitirmesini sağladı. Sahadan Gelen Terör ve Güvenlik Uzmanlığı 1986'da Türkiye’ye dönerek Gazi Üniversitesi'nde akademik kariyerine başladı. Doktora ve doçentlik tezlerini; Atatürk, İnönü ve Menderes dönemlerindeki ordu-siyaset ilişkileri üzerine yazdı. Ancak onu diğer akademisyenlerden ayıran temel özellik, odasında oturup sadece teorik bilgi üretmemesiydi. Terörü ve Ortadoğu’yu masa başında çalışmadı. Beyrut’un tehlikeli sokaklarında, Şam’da, Bağdat’ta, Kafkaslar’da ve en riskli sınır karakollarında sahada araştırma yaptı. 1999 yılında Türkiye’nin ilk modern stratejik düşünce kuruluşu olan ASAM’ı (Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi) kurarak güvenlik bürokrasisine yön veren raporlar hazırladı. Canlı Yayında Diplomasi Düellosu 2000'li yılların başında katıldığı bir televizyon programında, daha sonra İsrail Başbakanı olacak olan dönemin İsrail Dışişleri Bakanı Ehud Olmert ile karşı karşıya geldi. Olmert’in üstenci ve suçlayıcı tavırlarına karşı, Ortadoğu’nun sinir uçlarını çok iyi bilen akademisyen öyle stratejik sorular sordu ve belgeler sundu ki, Olmert canlı yayında laf savaşını kaybederek "Bu sorulara cevap vermek istemiyorum, dinlemek zorunda değilim" diyerek yayını terk etme noktasına geldi. Bu an, geniş kitleler arasında kendisine yönelik büyük bir liderlik beklentisi doğurdu. Kumpaslar, İhraçlar ve Gaziantep Seçimleri Siyaset sahnesine tam anlamıyla adım atarak, 2006 yılında MHP Genel Başkanlığına adaylığını Şehit Bingöl Belediye Başkanı Hikmet Tekin’in mezarı başında açıkladı. Ancak mevcut yönetim tarafından kongreye günler kala partiden ihraç edildi. Ardından gelen süreçte FETÖ’cü savcılar, Ergenekon kumpas davasının 1. ve 2. iddianamelerine kendisini tam 64 sayfalık bir iftira dosyasıyla dahil etti. Amaç, milliyetçi tabandaki yükselişini durdurmaktı. 4 yıl boyunca her gün tutuklanma tehdidiyle yaşadı ancak geri adım atmadı; ekran ekran dolaşarak yaşananların Türk ordusuna kurulan bir FETÖ kumpası olduğunu haykırdı. 2011'de partisine geri döndü ve Haziran 2015 seçimlerinde Gaziantep’ten milletvekili adayı oldu. Siyasi tarihte ilk kez, Suriyeli sığınmacılar meselesini ana seçim argümanı haline getirdi. "300 bin Suriyeli gitsin, 300 bin turist gelsin" sloganıyla yürütülen kampanya meyvesini verdi ve ilgili bölgede oylar ciddi oranda artış gösterdi. Tek Başına Muhalefet ve Dikkat Çeken Eylemler MHP’nin sistem değişikliğine destek verme kararı üzerine "Başkanlık sistemine karşı durmak Türk milliyetçisi bir tavırdır" diyerek genel başkan yardımcılığından istifa etti ve partiden ikinci kez ihraç edildi. YSK Çıkışı: 16 Nisan 2017 Referandumu gecesi, YSK’nın mühürsüz oyları geçerli sayması üzerine, birçok siyasi figür sessiz kalırken YSK binasına tek başına gidip karara karşı duran tek lider oldu. İçişleri Bakanlığı Önündeki Düello: Dönemin İçişleri Bakanı ile yaşanan sert televizyon tartışmalarının ardından, "Saat 11.00'de bakanlığın önündeyim" diyerek tek başına İçişleri Bakanlığı kapısına dayandı. Bu hamle, baskılardan bunalmış seçmende büyük bir karşılık buldu. Zafer Partisi ve Gençliğin Oluşturduğu Dip Dalga Kurucusu olduğu İYİ Parti’den de yönetimdeki eksen kaymaları ve sığınmacı politikasındaki gevşeklik nedeniyle koparak, büyük maddi imkansızlıklar içinde, şahsi koleksiyonlarını ve aracını satarak 26 Ağustos 2021’de Zafer Partisi’ni kurdu. Siyaset analistlerinin "Sadece sığınmacı konuşarak parti mi kurulur?" eleştirilerine kulak asmadı. Türkiye’nin demografik yapısının değiştirilmek istendiğini, bunun bir hibrit savaş yöntemi olduğunu bıkmadan anlattı. Zamanla, diğer tüm partiler de sığınmacıları gönderme vaadinde birleşmek zorunda kaldı. Zafer Partisi, özellikle ana akım siyaset tarafından fikirleri önemsenmeyen Türk gençliği arasında muazzam bir dip dalgası yarattı. Hazırlanan Ümit Özdağ belgeseli de bu toplumsal kırılmayı net şekilde gözler önüne seriyor. Erken Uyarılar ve Silivri Süreci Çalışmanın son bölümü, yakın tarihteki en büyük vizyoner çıkışlara ve ardından gelen hukuki sürece odaklanıyor. Erzincan İliç’teki maden faciasından çok önce siyanür havuzlarının önünde durup, "Burada bir doğa katliamı var, Fırat’a siyanür karışıyor. Burası Türkiye'nin Çernobil'idir" uyarısını yapan oydu. Haklılığı, yaşanan faciada işçilerin toprak altında kalmasıyla acı bir şekilde tescillendi. 2024 sonlarında mecliste başlayan yeni açılım ve Öcalan çağrılarına karşı "Mehmetçik Katillerine Af Yok" mitingleriyle Anadolu'yu ayağa kaldırdı. Bu sert muhalefetin ardından, Ocak 2025'te cumhurbaşkanına hakaret ve Kayseri olaylarını tahrik iddiyasıyla gözaltına alınarak Silivri Cezaevi’ne gönderildi. Zafer Partililer, ocak ayının dondurucu soğuğunda Silivri önünde 5 ay boyunca nöbet tuttular. Nihayet 148 günlük esaretin ardından 17 Haziran’da tahliye olan siyasetçi, cezaevi kapısından çıkar çıkmaz kameralara o meşhur soruyu sordu: "Nerede kalmıştık?" Geleceğin Liderliği ve Stratejik Hafıza Yapım, Türk tarihçiliğinin kutbu kabul edilen Prof. Dr. Halil İnalcık’ın 2007 yılında kendisine imzalayıp gönderdiği kitabın üzerindeki o tarihi notla bitiyor: "Geleceğin lideri Profesör Doktor Ümit Özdağ'a en iyi dileklerimle..." Ümit Özdağ, kimileri için sivri dilli bir siyasetçi, kimileri için devletin derin hafızasını taşıyan bir stratejist, gençlik içinse hakikati eğip bükmeden konuşan bir akademisyen. Ancak çalışmanın da net bir şekilde ortaya koyduğu üzere; Türkiye’yi çevreleyen riskleri, küresel göç stratejilerini ve güvenlik politikalarını onun kadar sahada ve teoride tecrübe etmiş ikinci bir figür bulmak kolay değil. Bu Ümit Özdağ belgeseli, ucu açık bırakılmış bir tarihi kayıt niteliğinde. Önümüzdeki süreçte nasıl bir rol oynayacağını ise tamamen zaman ve seçimler belirleyecek.

Tel Aviv'de esir takası protestosu. On binler sokağa döküldü Haber

Tel Aviv'de esir takası protestosu. On binler sokağa döküldü

İsrail’in başkenti Tel Aviv’de binlerce kişi, “esir takası anlaşması” talebiyle sokağa çıktı. Göstericiler, Gazze’de tutulan İsrailli esirlerin serbest bırakılması için hükümete çağrıda bulundu. Protestoların merkezinde, esir yakınları ve hükümet politikalarından memnun olmayan vatandaşlar yer aldı. ABD Büyükelçiliği çevresinde ve Hostages Square (Esirler Meydanı) olarak bilinen bölgede toplanan kalabalık, “Netanyahu yeter artık” ve “Esirleri geri getirin” sloganları attı. Protestocular, İsrail hükümetinin Hamas ile müzakere süreçlerinde yetersiz kaldığını ve siyasi çıkarların insani değerlerin önüne geçtiğini savundu. Tel Aviv'de esir takası protestosu hükümeti baskı altına aldı Gösterilerde konuşan bazı esir yakınları, aylardır çocuklarının veya eşlerinin akıbetini öğrenemediklerini, devletin yeterli adımı atmadığını belirtti. Göstericiler ayrıca, uluslararası arabulucuların da sürece dahil edilmesi gerektiğini vurguladı. Mitinge katılan bazı isimlerin ellerinde, kayıp esirlerin fotoğraflarının yer aldığı pankartlar taşıdığı görüldü. İsrail basını, protestoların son aylarda düzenlenen en büyük eylemlerden biri olduğunu yazdı. Olayların ardından Tel Aviv yönetiminin, daha önce askıya aldığı esir değişimi müzakerelerini yeniden değerlendirmeye aldığı bildirildi. Katar’da devam eden görüşmelere dönülüp dönülmeyeceği henüz netlik kazanmadı. Hamas’ın yayınladığı esir videoları sonrası gösterilerin ivme kazandığı ve toplumsal baskının hükümet üzerinde arttığı ifade ediliyor. ABD’nin Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff’un da Tel Aviv’de bazı esir aileleriyle bir araya geldiği kaydedildi. Uluslararası gözlemciler, söz konusu protestoların yalnızca insani değil aynı zamanda siyasi sonuçları da olabileceğine dikkat çekiyor. Gözler şimdi, Netanyahu hükümetinin atacağı adımlara çevrilmiş durumda.

Diplomasi Trafiği ve Bakan Fidan'ın Açıklamaları Haber

Diplomasi Trafiği ve Bakan Fidan'ın Açıklamaları

Bakan Fidan'ın açıklamaları, Türk dış politikasının güncel önceliklerini ve uluslararası ilişkilerdeki duruşunu bir kez daha ortaya koydu. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, son değerlendirmelerinde Irak'tan Suriye'ye, Gazze'den BRICS Zirvesi'ne kadar geniş bir yelpazede kritik mesajlar verdi. Özellikle Irak'ta yeni bir istikrarsızlığa izin verilmeyeceğini ve "Bir 40 yıl daha kaybedecek sabrımız yok" ifadelerini kullanarak Türkiye'nin bölgeye yönelik kararlı tutumunu vurguladı. Fidan, Suriye'deki gelişmelere de değinerek İsrail'in bölgeyi bölme ve istikrarsızlaştırma girişimlerine karşı sert bir duruş sergiledi. Suriye'nin bölünmesinin milli güvenliğe doğrudan tehdit olacağını belirten Fidan, Türkiye'nin buna müdahale edeceğinin altını çizdi. Bu açıklamalar, Türkiye'nin Suriye'nin toprak bütünlüğüne verdiği önemi ve olası senaryolara karşı hazırlıklı olduğunu gözler önüne serdi. Bakan Fidan, Dürzileri koruma bahanesiyle yapılan müdahalelerin İsrail'in gerçek niyetini yansıttığını ifade etti. Bakan Fidan'ın Açıklamaları ve Uluslararası Diplomasi BRICS Zirvesi sonrası yaptığı Bakan Fidan açıklamaları ile Türkiye'nin uluslararası sistemdeki reform çabalarına desteğini yineledi. Fidan, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ı temsilen katıldığı zirvede Türkiye'nin BRICS'e davet edilen ülkeler arasında yer aldığını kaydetti. Bu durum, Türkiye'nin çok kutuplu dünya düzenine verdiği önemi ve uluslararası platformlardaki etkinliğini bir kez daha gösterdi. Zirvede uluslararası sistemdeki hataların giderilmesi, yapay zeka, iklim değişikliği ve sağlık gibi konuların ele alındığını belirten Fidan, Türkiye'nin bu meselelerde aktif rol oynadığını vurguladı. Gazze'deki insani krize de değinen Fidan, İsrail'in soykırım politikalarını durdurmanın tüm insanlığın ortak görevi haline geldiğini ifade etti. Türkiye olarak Filistinlilerin haklarını siyasi ve hukuki tüm araçları kullanarak savunmaya devam edeceklerini belirtti. Fidan, uluslararası sistemdeki bazı aktörlerin bile İsrail'i desteklemekten geri durduğunu, çünkü "soykırımcı İsrail ile bir arada durmanın artık hiç kimseyi iyi durumda göstermediğini" dile getirdi. Dışişleri Bakanı, İstanbul'da yaşanacak yoğun diplomasi trafiğine de dikkat çekti. Rusya ile Ukrayna arasındaki müzakerelerin üçüncü turuna ev sahipliği yapılacağını ve tarafların konuşmaya devam etmesinin hedeflendiğini aktardı. Ayrıca, İran ile Almanya, Birleşik Krallık ve Fransa arasındaki nükleer görüşmelerin de İstanbul'da gerçekleştirileceğini belirterek, İran'ın nükleer faaliyetleriyle ilgili meselelerin diplomasi yoluyla çözülmesini hedeflediklerini vurguladı. Fidan'ın bu açıklamaları, Türkiye'nin bölgedeki barış ve istikrara katkı sağlama arayışının bir göstergesi olarak değerlendirildi. Fidan, Amerika Birleşik Devletleri ile ilişkilerin de önemli olduğunu ve Trump döneminde bu ilişkilerde büyük bir problem yaşanmayacağını düşündüğünü belirtti. Türkiye'nin tehditlere karşı her zaman hazırlıklı olduğunu ve halkın müsterih olması gerektiğini de sözlerine ekledi.

İsrail'den Eurofighter çıkışı sonrası gerilim büyüyor Haber

İsrail'den Eurofighter çıkışı sonrası gerilim büyüyor

İsrail'den Eurofighter çıkışı Almanya’ya baskı getiriyor İsrail muhalefet lideri Yair Lapid, Türkiye’nin Eurofighter Typhoon savaş uçağı alım planına açıkça karşı çıktı. Lapid, Almanya’nın bu satışa izin vermemesi gerektiğini belirterek, Türkiye’nin “bölgesel tehdit” oluşturduğunu iddia etti. Bu çıkış, İsrail-Türkiye ilişkilerindeki gerilimin yeniden tırmanabileceğine işaret ediyor. İsrail basınına göre Lapid, Almanya Başbakanı Olaf Scholz vve hükümet yetkililerine Türkiye’nin bu uçağı edinmesinin Avrupa'nın güvenliği için tehlike oluşturduğunu bildirdi. Lapid, “Türkiye’nin bu kapasitede bir savaş uçağı filosu edinmesi Orta Doğu’daki güç dengesini bozacaktır” ifadelerini kullandı. Türkiye, uzun süredir Eurofighter Typhoon savaş uçaklarını envanterine katmak istiyor. Özellikle F-35 programından çıkarılmasının ardından Türkiye, alternatif savaş uçağı arayışlarını hızlandırdı. Almanya, İngiltere, İspanya ve İtalya’nın ortak üretimi olan Eurofighter Typhoon, bu kapsamda öne çıkan sistemlerden biri konumunda. Ancak İsrail’in bu çıkışı, NATO üyesi iki ülke arasında yeni bir diplomatik gerilim potansiyeli taşıyor. Türkiye, kendi savunma kapasitesini artırma konusunda kararlı olduğunu belirtmiş, daha önce de Almanya ile Eurofighter için teknik görüşmelere başlamıştı. Bu bağlamda, İsrail’in müdahil olması Ankara tarafından hoş karşılanmayabilir. İsrail’in bu açıklamaları, Türkiye’nin egemen kararlarını sorgulayan bir dış politika tutumu olarak değerlendiriliyor. Uzmanlar, Almanya'nın bu baskıya nasıl yanıt vereceğini ve Türkiye'nin buna ne şekilde tepki göstereceğini dikkatle izliyor. İsrail'in Eurofighter alımına bu şekilde müdahil olması, yalnızca siyasi bir karşı duruş değil; aynı zamanda gelecekte Türkiye ile İsrail arasında daha büyük bir çatışmanın habercisi olabilir. Bölgede artan gerilim, taraflar arasındaki askeri kapasite ve stratejik hazırlıkları daha da ön plana çıkarıyor. İsrail’in bu tavrı, uzun vadede iki ülkeyi doğrudan karşı karşıya getirebilecek potansiyel bir savaşın jeopolitik altyapısını oluşturuyor.

Ahmed Şara'dan Süveyda Açıklaması: Birlik Vurgusu Haber

Ahmed Şara'dan Süveyda Açıklaması: Birlik Vurgusu

Ahmed Şara'dan Süveyda Açıklaması: Bölgede Güvenlik Sağlanıyor Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, ülkenin güneybatısında yer alan ve çoğunlukla Dürzi nüfusunun yaşadığı Süveyda vilayetinde yaşanan son olaylara ilişkin kapsamlı bir Süveyda açıklaması gerçekleştirdi. Televizyon aracılığıyla ulusa seslenen Şara, bölgedeki güvenlik durumunun yeniden tesis edilmesi ve toplumsal birliğin korunması adına atılan adımları detaylandırdı. Açıklamada, yerel gruplar arasındaki şiddetli çatışmaların devletin müdahalesiyle kontrol altına alındığı ve durumun tamamen kontrolden çıkmasının engellendiği vurgulandı. Şara, konuşmasının başında Dürzi halkına doğrudan hitap ederek, toplumsal birliği hedef alan her türlü girişime karşı devletin kararlılıkla duracağını belirtti. "Dış güçlere bel bağlamak ve Süveyda'yı uluslararası çatışmalarda bir araç olarak kullanmak, Suriye halkının çıkarlarına hizmet etmez; tam tersine, krizi derinleştirir ve ülkenin birliğini tehlikeye atar" ifadelerini kullandı. Bu söylem, bölgedeki dış müdahale girişimlerine karşı net bir duruş sergilendiğini ortaya koydu. Süveyda açıklaması : Ateşkes ve Toplumsal Birlik Çağrısı Ahmed Şara, konuşmasında aşiret liderlerine ve yerel gruplara çağrıda bulunarak ateşkese tam anlamıyla uymalarını ve devletin talimatlarına itaat etmelerini talep etti. Şara, "Tarih boyunca Arap aşiretleri ülkenin birliğini ve istikrarını koruma konusunda önemli bir rol oynamıştır. Ancak bazı gruplar, yalnızca kendi çıkarlarını korumak için bu tehditlerle tek başlarına mücadele etmeye çalıştı. Bu tür yaklaşımlar, devletin yerini alamaz ve Suriye'nin güvenliğini sağlayabilecek yegane otorite devlettir" dedi. Bu açıklamalar, Suriye hükümetinin merkezi otoritesini pekiştirme ve bölgedeki yerel unsurları ulusal çatının altında toplama niyetini gösteriyor. Suriye Cumhurbaşkanlığı'ndan yapılan ek bir açıklamada ise, hassas koşullar nedeniyle sivillerin korunması, toprak bütünlüğü ve kamu güvenliği için derhal ve kapsamlı bir ateşkes ilan edildiği belirtildi. Ayrıca güvenlik güçlerinin yeniden konuşlanmaya başladığı bilgisi de paylaşıldı. Bu adımların, Süveyda'da yaşanan insani krizin hafifletilmesi ve istikrarın sağlanması açısından kritik öneme sahip olduğu değerlendiriliyor. Yüzlerce ailenin çatışma bölgelerinden güvenli alanlara tahliye edildiği ve Dera Valiliği'nin Dürzi silahlı gruplar tarafından yerinden edilen Bedevi aşiretlerine mensup aileleri tespit ettiği bilgisi de açıklamalar arasında yer aldı. Şara, uluslararası aktörlerin rolüne de değinerek, bu süreçte verdikleri destek için ABD'ye teşekkür etti. Ayrıca Türkiye, Arap ülkeleri, Avrupa Birliği, Rusya ve Çin'in de kararlı bir duruş sergilediğini ifade etti. Bu durum, Suriye'deki gelişmelerin bölgesel ve uluslararası düzeyde yakından takip edildiğini ve çeşitli ülkelerin çözüm arayışlarına katkıda bulunduğunu gösteriyor. Süveyda'daki gelişmeler, Suriye'nin geleceği ve bölgesel dengeler açısından yakından izlenmeye devam edecek.

İsrail'den Yardım Gemisi Aktivistlerine Yargılama Tehdidi Haber

İsrail'den Yardım Gemisi Aktivistlerine Yargılama Tehdidi

İsrail'den Yardım Gemisi Aktivistlerine Gözaltı ve Yargılama Tehdidi Uluslararası sularda Gazze'ye insani yardım taşıyan "Madleen" adlı gemiye İsrail donanması müdahale etti. Sicilya'dan yola çıkan ve aralarında iklim aktivisti Greta Thunberg ile Avrupa Parlamentosu üyeleri, gazeteciler ve doktorların da bulunduğu 12 aktivist gözaltına alındı. İsrail Dışişleri Bakanlığı, aktivistlerin "sınır dışı belgesini" imzalamamaları halinde yargılanacaklarını bildirdi. Madleen gemisi, Gazze'ye 185 kilometre kala uluslararası sularda İsrail donanmasına ait beş bot tarafından kuşatılarak baskına uğradı. Gözaltına alınan aktivistler Aşdod Limanı'na çekildikten sonra sorgulandı. Aktivistlere, ülkelerine dönebilmek için sınır dışı belgelerini imzalama şartı koşuldu. İnsan hakları grubu Adalah'ın açıklamasına göre, 12 aktivistten 8'i bu belgeyi imzalamayı reddetti. Reddeden aktivistlerin Ramle kentindeki gözaltı merkezine götürüleceği ve mahkemede İsrail'in kararına itiraz edeceği belirtildi. Gözaltına alınanlar arasında bulunan İsveçli iklim aktivisti Greta Thunberg, sınır dışı belgesini imzalayarak Fransa'ya gönderildi. Thunberg, havaalanında yaptığı açıklamada İsrail'in uluslararası sularda gemiye müdahale etmesinin "kaçırma" olduğunu ve operasyonun uluslararası hukuka aykırı olduğunu savundu. Türkiye Dışişleri Bakanlığı, gemide bulunan Türk aktivistler için diplomatik girişimlerde bulunduğunu açıkladı. Türk aktivist Hüseyin Şuayb Ordu'nun sınır dışı belgesini imzalayan isimler arasında yer aldığı ve Türkiye'ye dönmesinin beklendiği öğrenildi. Olay, uluslararası toplumdan geniş yankı buldu. İngiltere, Yeni Zelanda, Kanada, Norveç ve Avustralya, Gazze'ye yönelik açıklamaları nedeniyle İsrail'in aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir ve Maliye Bakanı Bezalel Smotrich'e yaptırım uygulama kararı aldı. Avrupa Birliği (AB) Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, geminin uluslararası sularda alıkonulmasının hukuk dışı olduğunu vurguladı. Slovenya Dışişleri Bakanlığı da olayı "Gazze'deki felaket seviyesine ulaşan insani krizin keskin bir hatırlatıcısı" olarak niteledi. Madleen gemisi, Gazze halkı için bebek maması, un, pirinç, çocuk bezleri, kadın hijyen ürünleri, su arıtma kitleri, tıbbi malzemeler, koltuk değnekleri ve çocuk protezleri gibi acil insani yardımlar taşıyordu.

Hamas’tan Ateşkes Yanıtı: 10 Esir Serbest Haber

Hamas’tan Ateşkes Yanıtı: 10 Esir Serbest

Hamas'tan ABD'nin Ateşkes Önerisine Şartlı Yanıt: 10 Esir Serbest Bırakılacak 31 Mayıs 2025 tarihinde Hamas, ABD Başkanı Donald Trump'ın Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff tarafından sunulan ateşkes önerisine yanıt verdi. Hamas, arabuluculara teslim ettiği cevabında, Gazze Şeridi'nde tutulan 10 hayatta olan İsrailli esirin serbest bırakılacağını ve 18 esirin cenazesinin teslim edileceğini açıkladı. Bu adımın karşılığında, İsrail'in belirli sayıda Filistinli mahkumu serbest bırakması bekleniyor. Hamas'ın açıklamasında, teklifin kalıcı bir ateşkesin sağlanması, Gazze Şeridi'nden kapsamlı bir İsrail çekilmesi ve bölgeye insani yardımın kesintisiz ulaşmasının temin edilmesini amaçladığı belirtildi. Hamas, yanıtlarının "bir dizi ulusal istişarenin ardından" geldiğini ifade etti. ABD Orta Doğu Temsilcisi Steve Witkoff, Hamas'ın cevabını "hiçbir şekilde kabul edilemez" olarak nitelendirdi ve bu yanıtın süreci geriye götürdüğünü belirtti. Witkoff, Hamas'a sundukları çerçeve önerisini kabul etmesi çağrısında bulundu ve 60 günlük bir ateşkesin sağlanmasının tek yolunun bu önerinin kabulünden geçtiğini vurguladı. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun, Hamas'ın yanıtını bir "ret" olarak değerlendirdiği bildirildi. İsrail, Hamas'ın tamamen silahsızlandırılmasını ve Gazze Şeridi'nde tutulan tüm esirlerin iadesini savaşın sona ermesi için ön koşul olarak öne sürüyor. Hamas ise, İsrail'in Gazze Şeridi'nden tamamen çekilmesini ve savaşı sona erdirme taahhüdünde bulunmasını talep ediyor. Bu gelişmeler, taraflar arasındaki derin güvensizliği ve çatışmanın sona erdirilmesine yönelik zorlukları bir kez daha gözler önüne seriyor.

Gazze'de Ateşkes Kapıda. HAMAS ve ABD Anlaştı Haber

Gazze'de Ateşkes Kapıda. HAMAS ve ABD Anlaştı

Hamas: Kalıcı Ateşkes İçin Çerçeve Üzerinde Anlaşıldı, Nihai Yanıt Bekleniyor Hamas, İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik devam eden saldırıları karşısında ateşkes sağlanması yönünde yürütülen diplomatik temaslara ilişkin bir açıklama yaptı. Açıklamada, Gazze’deki savaşın sona erdirilmesi için yoğun çaba sarf edildiği belirtilirken, son girişimin ABD’nin Orta Doğu Özel Temsilcisi Steve Witkoff ile yapılan görüşmeler kapsamında gerçekleştiği ifade edildi. Hamas, söz konusu görüşmelerde, kalıcı bir ateşkesin sağlanması, İsrail güçlerinin Gazze’den tamamen çekilmesi, insani yardımın engelsiz biçimde bölgeye ulaştırılması ve mutabakatın ardından Gazze’nin yönetiminin profesyonel bir komiteye devredilmesini içeren genel bir çerçeve üzerinde anlaşmaya varıldığını duyurdu. Ayrıca, anlaşmanın bir parçası olarak Gazze’de tutulan 10 İsrailli esirin ve bazı İsrailli cenazelerin teslim edilmesinin, karşılığında ise belirlenen sayıda Filistinli mahkumun serbest bırakılmasının öngörüldüğü aktarıldı. Bu süreçte arabulucuların teminat verdiği de vurgulandı. Hamas, bu çerçeveye ilişkin nihai yanıtını henüz vermediğini ve süreçte ilerleme sağlanması için bekleyişin sürdüğünü bildirdi. Öte yandan, İsrail ve ABD cephesinden konuyla ilgili resmi bir açıklama yapılmış değil. Hamas’a yakın kaynaklar, hareketin Witkoff’un sunduğu ateşkes önerisini kabul ettiğini öne sürerken, Axios haber sitesinden Barak Ravid’in aktardığına göre, Witkoff bu iddiaları yalanladı ve Hamas’ın tutumunu “kabul edilemez” olarak nitelendirdi. Gelişmeler, bölgede tansiyonun düşürülmesine yönelik diplomatik girişimlerin seyrine dair belirsizliği koruyor.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.