© 2025 Newsturk.net – Tüm hakları saklıdır.
Bu sitede yer alan haber, yazı, fotoğraf, video ve diğer tüm içerikler Newsturk.net’e aittir. İzinsiz kullanılamaz, kaynak gösterilmeden alıntı yapılamaz.
Newsturk.net, doğru, tarafsız ve ilkeli habercilik anlayışıyla Basın Meslek İlkeleri’ne uymayı taahhüt eder.
Ziyaretçilerimizin kişisel verileri, 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (KVKK) kapsamında gizli tutulur ve korunur. Detaylı bilgi için KVKK Aydınlatma Metni, Kullanım Koşulları ve Gizlilik Politikası sayfalarımızı inceleyebilirsiniz.
📧 İletişim: iletisim@newsturk.net -
Copyright© 2006-2025 Tüm hakları saklıdır.
HABER YAZILIMI ve
TURKTICARET.NET projesidir
Hacı Filik
Yargıtay Üye Verileri Üzerinden Türkiye’nin Siyasetle İmtihanı
Yargıtay’ın Temmuz 2025 – Ocak 2026 siyasi parti üye verileri, Türkiye’de seçmenin sandıktan vazgeçmediğini ancak örgütlü siyasetten bilinçli biçimde uzaklaştığını gösteriyor. Bu tablo, oy davranışından çok aidiyet krizini ve siyasal netlik arayışını ortaya koyuyor.
RAKAMLAR NEYİ GÖSTERİR, NEYİ GÖSTERMEZ?
Siyasi parti üye sayıları çoğu zaman “toplumsal destek” göstergesi olarak sunulur. Oysa sosyolojik açıdan bu veriler, partilerin gücünden çok toplumun siyasetle kurduğu ilişkinin niteliğini anlatır.
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Temmuz 2025 – Ocak 2026 dönemine ait verileri, Türkiye’de seçmenin;
Devletle,
İktidarla,
Muhalefetle
nasıl bir bağ kurduğunu anlamak açısından son derece öğreticidir.
Bu tabloyu yalnızca “oy verme davranışı” ile değil; aidiyet, zorunluluk, mesafe, protesto ve arayış kavramlarıyla okumak gerekir.
1. AK PARTİ: DEVLETLE ÖZDEŞLEŞEN SİYASET
AK Parti’nin altı ayda 664 binin üzerinde üye artışı, klasik anlamda bir siyasal heyecan dalgasını ifade etmez. Bu artışın sosyolojik karşılığı şudur:
Türkiye’de devlet, uzun süredir yalnızca bir yönetim aygıtı değil, bir siyasal aidiyet alanı hâline gelmiştir.
AK Parti üyeliği çoğu zaman:
İdeolojik bağlılıktan çok,
Devlete yakın durma refleksi,
Kamusal alanda görünür olma ihtiyacı,
Dışlanmama kaygısı
üzerinden şekillenmektedir.
Bu durum, Max Weber’in tanımladığı “statü temelli bağlılık” modeline uyar. Dolayısıyla bu artış, toplumsal coşkunun değil; devletle kurulan ilişkinin tahkim edilmesinin göstergesidir.
2. MUHAFAZAKÂR TABANDA DAĞILMA VE ARAYIŞ: SAADET VE ANAHTAR PARTİ
Saadet Partisi ve Anahtar Parti’deki artışlar, muhafazakâr sosyolojinin artık tek merkezli olmadığını açıkça göstermektedir.
Bu seçmen profili:
AK Parti’den kopmuş,
Ancak seküler muhalefete de yönelmemiştir.
Burada yaşanan şey ideolojik bir radikalleşme değil; ahlaki, ekonomik ve yönetsel hayal kırıklığıdır.
Bu artışlar:
Güçlü bir umut patlamasından değil,
“En az zarar veren liman” arayışından
beslenmektedir.
Bu sosyoloji geçicidir, akışkandır ve sadakat üretmez.
3. CHP: SAYI VAR, AİDİYET YOK
CHP’nin yaklaşık 2 milyon üyeye rağmen sınırlı artış göstermesi, Türkiye siyasetinin en temel çelişkilerinden birini ortaya koymaktadır:
CHP’ye oy veren geniş bir kitle vardır;
ancak CHP’ye aidiyet hisseden kitle dardır.
Bu tablo:
Parti–seçmen arasındaki duygusal bağın zayıflığını,
Siyasetin “zorunlu tercih” olarak yaşandığını
gösterir.
CHP seçmeni büyük ölçüde:
Karşıtlık üzerinden konsolide olan,
İktidar korkusuyla sandıkta birleşen
bir sosyolojidir.
Bu nedenle oy vardır, üyelik yoktur; tepki vardır, aidiyet yoktur.
4. SİSTEM MUHALEFETİNDE ÇÖZÜLME: İYİ PARTİ, DEVA, GELECEK
Bu partilerdeki üye kaybı, bir “iletişim sorunu” ya da “liderlik krizi”nden öte, toplumsal karşılıksızlık göstergesidir.
Bu partilerin temsil etmeye çalıştığı alan:
Ne devletle bütünleşebilmiş,
Ne de güçlü ve net bir muhalefet hattı kurabilmiştir.
Ortaya çıkan tablo şudur:
Kimliksiz, yönsüz ve geçici bir siyasal boşluk.
Türkiye toplumu kriz dönemlerinde belirsizliği değil, netliği tercih eder.
Netlik sunamayan yapılar ise çözülür.
5. ZAFER PARTİSİ: SAYIDAN ÇOK TAVIR SİYASETİ
Zafer Partisi’ndeki sınırlı düşüş, klasik sosyolojik okuma ile “gerileme” değildir.
Aksine, yüksek siyasal gerilim dönemlerinde net tavır alan partiler, nicelikten önce nitelik üretir.
Zafer Partisi’nin temsil ettiği sosyoloji:
Konfor aramayan,
Risk alan,
Bedel ödemeyi göze alan
bir seçmen profilidir.
Bu tür hareketlerde:
Üyelik sayısı yavaş artar,
Etki alanı hızlı genişler.
Bu durum, Antonio Gramsci’nin tanımladığı “kültürel hegemonya öncesi dönem” özelliklerini taşır.
6. GENEL TABLO: TOPLUM SİYASETTEN KOPMUYOR, GERİ ÇEKİLİYOR
Verilerin ortak noktası şudur:
Türkiye toplumu siyasetten vazgeçmiyor;
örgütlü siyasetten bilinçli olarak geri çekiliyor.
Bu bir umutsuzluk değil, korunma refleksidir.
İnsanlar:
Oy verir,
Tartışır,
Tepki gösterir,
ama kalıcı aidiyet kurmaz.
Bu, geç modern toplumların tipik siyasal davranış biçimidir.
SONUÇ: ASIL SORU ŞU
Yargıtay verileri bize şunu söylüyor:
Devletleşmiş partiler büyür,
Kimliksiz muhalefet erir,
Net tavır alan ama bedel ödeyen hareketler yavaş fakat derin ilerler.
Türkiye’de artık mesele:
“Kaç kişi üye?” değil,
“Kaç kişi inanıyor?” sorusudur.
Siyasetin geleceği kalabalıklarda değil,
anlam üretebilen yapılardadır.