>G-T1PWPZ8J68
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
SON DAKİKA
Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Mhp

NEWSTURK - Mhp haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Mhp haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Tokyo’dan Silivri’ye Ümit Özdağ ’ın Bilinmeyenleri Haber

Tokyo’dan Silivri’ye Ümit Özdağ ’ın Bilinmeyenleri

Ümit Özdağ Belgeseli: Türk Siyasetinde Ezber Bozan Yaşam Öyküsü Türkiye’de siyaset, çoğu zaman benzer söylemlerin tekrarından ibaret bir döngü içinde ilerlerken, bazı figürler sadece bu döngüyü kırmakla kalmıyor, gündemin rotasını tek başlarına belirleme gücüne erişiyor. Zafer Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ’ın hayatını, akademik geçmişini ve aksiyon dolu siyasi yürüyüşünü ele alan "Sessizliği Bozan Adam" adlı Ümit Özdağ belgeseli, yakın siyasal tarihin en dikkat çekici portrelerinden birini kapsamlı bir şekilde ortaya koyuyor. Çocukluk yıllarından Silivri Cezaevi günlerine, sınır ötesi operasyon hatlarından İçişleri Bakanlığı kapısına uzanan bu sıra dışı öykü, bir siyasetçinin ötesinde, bir stratejistin anatomisini sunuyor. Tokyo'dan Başlayan Sürgün ve Cumhuriyet felsefesi Yapım, karakteri şekillendiren en önemli unsura, yani aile köklerine ve çocukluk yıllarına ışık tutarak başlıyor. 3 Mart 1961’de Tokyo’da dünyaya gelen siyasetçi, adeta devlet meselelerinin merkezinde büyüdü. Babası Muzaffer Özdağ, 27 Mayıs 1960 askeri müdahalesini gerçekleştiren Milli Birlik Komitesi’nin en genç kurmay subaylarındandı. Komite içinde yaşanan güç mücadelesi ve tasfiye neticesinde, "14'ler" olarak bilinen grupla birlikte Japonya’ya gönderildi. Böylece cumhuriyet tarihinin resmi sürgününde doğan ilk ve tek yurttaşı unvanını aldı. Binlerce kitabın bulunduğu bir evde, jeopolitik, tarih, strateji ve cumhuriyet felsefesi dinleyerek büyümek, ilerideki tavizsiz ve entelektüel duruşunun temellerini attı. Evde her akşam yemek masası bir devlet ve millet meselesi münazara alanına dönüşüyordu. İlk Kırılma Noktası ve Felsefe Seçimi Ankara TED Koleji’nde okuduğu lise yıllarında milliyetçi hareket içinde yer alan genç öğrenci, daha o yaşlarda geri adım atmayan karakterini gösterdi. Siyasi duruşu ve eylemleri sebebiyle lise son sınıfın son gününde, Ankara Valisi’nin özel emriyle okuldan uzaklaştırıldı. Eğitimine Almanya Münih Maximilian Üniversitesi’nde siyaset bilimi ve felsefe okuyarak devam etti. Babası Muzaffer Özdağ’ın mektubunda yazdığı "Felsefeyle karın doymaz, daha gerçekçi bir iş yap" uyarısına, bilimsel bir makale derinliğinde cevap yazarak karşılık verdi: "Felsefe tüm bilimlerin temelidir. İçinde yaşadığımız coğrafya uzun süredir felsefe üretmediği için bir kısır döngüye girmiştir." Bu entelektüel özgüven, Almancayı bir yılda öğrenip lisans ve yüksek lisansı üç ayrı dalda dereceyle bitirmesini sağladı. Sahadan Gelen Terör ve Güvenlik Uzmanlığı 1986'da Türkiye’ye dönerek Gazi Üniversitesi'nde akademik kariyerine başladı. Doktora ve doçentlik tezlerini; Atatürk, İnönü ve Menderes dönemlerindeki ordu-siyaset ilişkileri üzerine yazdı. Ancak onu diğer akademisyenlerden ayıran temel özellik, odasında oturup sadece teorik bilgi üretmemesiydi. Terörü ve Ortadoğu’yu masa başında çalışmadı. Beyrut’un tehlikeli sokaklarında, Şam’da, Bağdat’ta, Kafkaslar’da ve en riskli sınır karakollarında sahada araştırma yaptı. 1999 yılında Türkiye’nin ilk modern stratejik düşünce kuruluşu olan ASAM’ı (Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi) kurarak güvenlik bürokrasisine yön veren raporlar hazırladı. Canlı Yayında Diplomasi Düellosu 2000'li yılların başında katıldığı bir televizyon programında, daha sonra İsrail Başbakanı olacak olan dönemin İsrail Dışişleri Bakanı Ehud Olmert ile karşı karşıya geldi. Olmert’in üstenci ve suçlayıcı tavırlarına karşı, Ortadoğu’nun sinir uçlarını çok iyi bilen akademisyen öyle stratejik sorular sordu ve belgeler sundu ki, Olmert canlı yayında laf savaşını kaybederek "Bu sorulara cevap vermek istemiyorum, dinlemek zorunda değilim" diyerek yayını terk etme noktasına geldi. Bu an, geniş kitleler arasında kendisine yönelik büyük bir liderlik beklentisi doğurdu. Kumpaslar, İhraçlar ve Gaziantep Seçimleri Siyaset sahnesine tam anlamıyla adım atarak, 2006 yılında MHP Genel Başkanlığına adaylığını Şehit Bingöl Belediye Başkanı Hikmet Tekin’in mezarı başında açıkladı. Ancak mevcut yönetim tarafından kongreye günler kala partiden ihraç edildi. Ardından gelen süreçte FETÖ’cü savcılar, Ergenekon kumpas davasının 1. ve 2. iddianamelerine kendisini tam 64 sayfalık bir iftira dosyasıyla dahil etti. Amaç, milliyetçi tabandaki yükselişini durdurmaktı. 4 yıl boyunca her gün tutuklanma tehdidiyle yaşadı ancak geri adım atmadı; ekran ekran dolaşarak yaşananların Türk ordusuna kurulan bir FETÖ kumpası olduğunu haykırdı. 2011'de partisine geri döndü ve Haziran 2015 seçimlerinde Gaziantep’ten milletvekili adayı oldu. Siyasi tarihte ilk kez, Suriyeli sığınmacılar meselesini ana seçim argümanı haline getirdi. "300 bin Suriyeli gitsin, 300 bin turist gelsin" sloganıyla yürütülen kampanya meyvesini verdi ve ilgili bölgede oylar ciddi oranda artış gösterdi. Tek Başına Muhalefet ve Dikkat Çeken Eylemler MHP’nin sistem değişikliğine destek verme kararı üzerine "Başkanlık sistemine karşı durmak Türk milliyetçisi bir tavırdır" diyerek genel başkan yardımcılığından istifa etti ve partiden ikinci kez ihraç edildi. YSK Çıkışı: 16 Nisan 2017 Referandumu gecesi, YSK’nın mühürsüz oyları geçerli sayması üzerine, birçok siyasi figür sessiz kalırken YSK binasına tek başına gidip karara karşı duran tek lider oldu. İçişleri Bakanlığı Önündeki Düello: Dönemin İçişleri Bakanı ile yaşanan sert televizyon tartışmalarının ardından, "Saat 11.00'de bakanlığın önündeyim" diyerek tek başına İçişleri Bakanlığı kapısına dayandı. Bu hamle, baskılardan bunalmış seçmende büyük bir karşılık buldu. Zafer Partisi ve Gençliğin Oluşturduğu Dip Dalga Kurucusu olduğu İYİ Parti’den de yönetimdeki eksen kaymaları ve sığınmacı politikasındaki gevşeklik nedeniyle koparak, büyük maddi imkansızlıklar içinde, şahsi koleksiyonlarını ve aracını satarak 26 Ağustos 2021’de Zafer Partisi’ni kurdu. Siyaset analistlerinin "Sadece sığınmacı konuşarak parti mi kurulur?" eleştirilerine kulak asmadı. Türkiye’nin demografik yapısının değiştirilmek istendiğini, bunun bir hibrit savaş yöntemi olduğunu bıkmadan anlattı. Zamanla, diğer tüm partiler de sığınmacıları gönderme vaadinde birleşmek zorunda kaldı. Zafer Partisi, özellikle ana akım siyaset tarafından fikirleri önemsenmeyen Türk gençliği arasında muazzam bir dip dalgası yarattı. Hazırlanan Ümit Özdağ belgeseli de bu toplumsal kırılmayı net şekilde gözler önüne seriyor. Erken Uyarılar ve Silivri Süreci Çalışmanın son bölümü, yakın tarihteki en büyük vizyoner çıkışlara ve ardından gelen hukuki sürece odaklanıyor. Erzincan İliç’teki maden faciasından çok önce siyanür havuzlarının önünde durup, "Burada bir doğa katliamı var, Fırat’a siyanür karışıyor. Burası Türkiye'nin Çernobil'idir" uyarısını yapan oydu. Haklılığı, yaşanan faciada işçilerin toprak altında kalmasıyla acı bir şekilde tescillendi. 2024 sonlarında mecliste başlayan yeni açılım ve Öcalan çağrılarına karşı "Mehmetçik Katillerine Af Yok" mitingleriyle Anadolu'yu ayağa kaldırdı. Bu sert muhalefetin ardından, Ocak 2025'te cumhurbaşkanına hakaret ve Kayseri olaylarını tahrik iddiyasıyla gözaltına alınarak Silivri Cezaevi’ne gönderildi. Zafer Partililer, ocak ayının dondurucu soğuğunda Silivri önünde 5 ay boyunca nöbet tuttular. Nihayet 148 günlük esaretin ardından 17 Haziran’da tahliye olan siyasetçi, cezaevi kapısından çıkar çıkmaz kameralara o meşhur soruyu sordu: "Nerede kalmıştık?" Geleceğin Liderliği ve Stratejik Hafıza Yapım, Türk tarihçiliğinin kutbu kabul edilen Prof. Dr. Halil İnalcık’ın 2007 yılında kendisine imzalayıp gönderdiği kitabın üzerindeki o tarihi notla bitiyor: "Geleceğin lideri Profesör Doktor Ümit Özdağ'a en iyi dileklerimle..." Ümit Özdağ, kimileri için sivri dilli bir siyasetçi, kimileri için devletin derin hafızasını taşıyan bir stratejist, gençlik içinse hakikati eğip bükmeden konuşan bir akademisyen. Ancak çalışmanın da net bir şekilde ortaya koyduğu üzere; Türkiye’yi çevreleyen riskleri, küresel göç stratejilerini ve güvenlik politikalarını onun kadar sahada ve teoride tecrübe etmiş ikinci bir figür bulmak kolay değil. Bu Ümit Özdağ belgeseli, ucu açık bırakılmış bir tarihi kayıt niteliğinde. Önümüzdeki süreçte nasıl bir rol oynayacağını ise tamamen zaman ve seçimler belirleyecek.

Cizre Olayı Büyüyor: Barzani Koruma Protokolü Soruşturuluyor Haber

Cizre Olayı Büyüyor: Barzani Koruma Protokolü Soruşturuluyor

Meclis Gündemine Taşındı: Barzani Koruma Protokolü'nün Gerekçesi Ne? Türkiye'nin Şırnak/Cizre ziyareti sırasında Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) eski Başkanı Mesrur Barzani'ye eşlik eden silahlı korumalarla ilgili patlak veren tartışma, muhalefetin hamlesiyle Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) gündemine taşındı. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), ziyaret sırasında uygulandığı iddia edilen ve "devlet başkanı düzeyi"nde olduğu öne sürülen Barzani koruma protokolünün detaylarını ve gerekçesini sordu. Kritik sorular, İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'a yöneltildi. Birkaç bağımsız haber kaynağında doğrulanan bilgilere göre, CHP, üç farklı bakanlığın alanına giren bu konunun ulusal egemenlik ve güvenlik açısından taşıdığı riskleri anlamayı hedefliyor. Bu durum, Barzani'nin ziyareti sonrası başlayan siyasi gerginliği daha da derinleştirdi. CHP'den Üç Bakana Eş Zamanlı Kritik Sorular CHP'nin üç kritik bakanlığa eş zamanlı olarak yönelttiği sorular, uygulanan koruma statüsünün hukuki dayanağını sorguluyor. Muhalefet, herhangi bir resmi devlet görevi bulunmayan Mesrur Barzani'ye neden bir devlet başkanı düzeyinde koruma protokolü uygulandığının gerekçesinin açıklanmasını talep etti. Edinilen bilgilere göre, Meclis'e sunulan soru önergelerinde şu kritik noktalar yer alıyor: Protokolün Dayanağı: Uygulanan koruma protokolü hangi uluslararası anlaşmaya veya ulusal mutabakata dayanmaktadır? Koruma Düzeyi: Mesrur Barzani'nin "Devlet Başkanı" statüsünde korunmasını gerektiren özel bir risk durumu ya da resmi bir sıfatı mevcut mudur? Eğer değilse, bu düzeyde bir korumanın gerekçesi nedir? Güvenlik Sorumluluğu: Barzani'ye eşlik eden ve uzun namlulu silahlara sahip olduğu görülen koruma personelinin Türkiye topraklarında görev yapmasına kim, hangi yetkiyle izin vermiştir? Bu sorular, yaşanan olayın basit bir diplomatik nezaket hatası mı, yoksa ulusal egemenlik haklarının ihlali anlamına mı geldiğini netleştirmeyi amaçlıyor. Tartışmanın Fitilini Ateşleyen Olay ve Karşı Açıklamalar Tartışmanın fitili, Mesrur Barzani'nin Şırnak'ın Cizre ilçesindeki bir sempozyuma katılımı sırasında, yanında uzun namlulu silahlar taşıyan üniformalı koruma personelinin görüntülerinin kamuoyuna yansımasıyla ateşlendi. Bu görüntülere MHP lideri Devlet Bahçeli'den sert tepki gelirken, Bahçeli yaşananları "rezalet" ve "egemenlik haklarının çiğnenmesi" olarak nitelendirdi. Tartışmaların büyümesi üzerine Barzani'nin ofisinden bir açıklama yapıldı. Barzani'nin ofisi, ziyare sırasındaki tüm güvenlik tedbirlerinin, IKBY ile Türkiye'nin ilgili kurumları arasındaki protokol mutabakatına göre uygulandığını iddia etti. Bu açıklama, protokolün varlığını teyit ederken, içeriği hakkındaki şüpheleri artırdı. AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik'in ise olayla ilgili soruşturma başlatıldığını duyurması, hükümetin de konunun hassasiyetini kabul ettiğini gösteriyor. Soruşturmanın ve CHP'nin sorularının cevabının, gelecekte benzer ziyaretlerde hangi kuralların uygulanacağını belirlemesi bekleniyor.

Komisyonda Çekimser Kalan Yeni Yol Grubu İmralı'ya Gitmiyor Haber

Komisyonda Çekimser Kalan Yeni Yol Grubu İmralı'ya Gitmiyor

Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde (TBMM) kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'nun gerçekleştirdiği kritik toplantı sonrasında Yeni Yol Grubu İmralı kararı ile siyasi gündemin merkezine oturdu. Saadet Partisi, Gelecek Partisi ve DEVA Partisi milletvekillerinin oluşturduğu ortak meclis grubu, komisyondaki oylamada çekimser bir tutum sergilemesine rağmen, İmralı Adası'na gidecek heyete temsilci vermeme kararı aldı. ​Komisyonda Kritik Oylama ve Yeni Yol'un Tavrı ​TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, "Terörsüz Türkiye" süreci kapsamında Abdullah Öcalan ile görüşmek üzere İmralı'ya bir heyet gönderilmesi gündemiyle 18. kez toplandı. Komisyon Başkanı Numan Kurtulmuş yönetiminde gerçekleşen ve kapalı oturum olarak yapılan toplantıda, İmralı ziyareti için yapılan oylama sonuçları siyasi kulislerde geniş yankı uyandırdı. ​Elde edilen bilgilere göre, oylamada AK Parti, MHP, DEM Parti, TİP ve EMEP'in "evet" oylarıyla ziyaret kararı kabul edildi. Toplam 32 kabul oyunun çıktığı oylamada, Demokrat Parti, DSP ve HÜDA-PAR temsilcileri "hayır" oyu kullandı. Bu süreçte en dikkat çekici hamle ise Yeni Yol Grubu'ndan geldi. Grubun komisyondaki iki üyesi, oylama sırasında ne kabul ne de ret oyu vererek "çekimser" kalmayı tercih etti. ​Çekimser Oy Sonrası "Heyete Katılmama" Kararı ​Oylamadaki çekimser tutumun ardından, Yeni Yol Grubu'nun İmralı'ya gidecek heyette yer alıp almayacağı merak konusuydu. Siyasi kaynaklardan doğrulanan bilgilere göre grup yönetimi, süreçle ilgili yaptığı değerlendirme toplantısının ardından nihai kararını verdi. Yeni Yol Grubu, komisyonun İmralı'ya gitmesine prensipte kesin bir dille karşı çıkmayıp çekimser kalsa da, oluşturulacak parlamento heyetine kendi milletvekillerinden bir üye vermeyeceğini açıkladı. ​Siyasi analistler, Saadet, Gelecek ve DEVA partilerinin ortaklığıyla kurulan Yeni Yol Grubu'nun bu hamlesini, sürecin şeffaflığı konusundaki çekinceler ve taban hassasiyetleri ile ilişkilendiriyor. Grubun, sürecin sorumluluğunu doğrudan üstlenmekten kaçındığı ancak diyalog kapısını tamamen kapatan bir "hayır" bloğunda da yer almak istemediği yorumları yapılıyor. ​Diğer Partilerin Pozisyonları ve Heyet Detayları ​Komisyondaki oylama sırasında siyasi partiler arasında keskin görüş ayrılıkları yaşandı. CHP milletvekilleri, toplantının kapalı oturumla yapılmasına ve sürecin şeffaf yürütülmediği gerekçesine itiraz ederek salonu terk etti ve oylamaya katılmadı. Yeniden Refah Partisi temsilcisinin de toplantıya katılmadığı rapor edildi. ​Öte yandan, komisyondan çıkan karar neticesinde İmralı heyetinin önümüzdeki günlerde Adalet Bakanlığı'nın izniyle adaya gitmesi bekleniyor. Heyette MHP adına Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız'ın, AK Parti adına Hüseyin Yayman'ın ve DEM Parti adına Gülistan Kılıç Koçyiğit'in yer alacağı kesinleşti. Yeni Yol Grubu'nun ve CHP'nin üye vermemesiyle birlikte heyetin, süreci destekleyen partilerin temsilcileriyle sınırlı kalacağı netleşmiş oldu.

Bahçeli'den İmralı açıklaması: "Gerekirse Ben Giderim" Haber

Bahçeli'den İmralı açıklaması: "Gerekirse Ben Giderim"

Ankara'da siyasi gündem, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin grup toplantısında yaptığı tarihi çıkışla sarsıldı. "Terörsüz Türkiye" hedefi doğrultusunda Abdullah Öcalan ile görüşme tartışmalarına son noktayı koyan Bahçeli, sürecin tıkanması durumunda inisiyatif alarak bizzat İmralı'ya gidebileceğini duyurdu. Bahçeli'den İmralı açıklaması, İYİ Parti'nin ardından Zafer Partisi ve Yeniden Refah Partisi liderlerinden de sert ve manidar tepkiler aldı. ​"Gerekirse Yanıma Üç Arkadaşımı Alır Giderim" ​MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, çözüm süreci tartışmalarında geri adım atmayacağının sinyalini verdi. İmralı ziyaretleri konusundaki "ayak sürüme" iddialarına tepki gösteren Bahçeli, şu ifadeleri kullandı: ​"İmralı'ya gidilmesine ayak sürmenin manası yok. Açık açık söylüyorum. Gerekirse alırım yanıma üç arkadaşımı, kendi imkanlarımızla İmralı'ya gitmekten gocunmam, çekinmem, bir masa etrafında yüz yüze gelmekten de imtina etmem." ​MHP grubuna dönerek "İmralı'ya gitmeme izin veriyor musunuz?" diye soran ve ayakta alkışlarla onay alan Bahçeli, bu hamlesiyle sürecin ciddiyetini ve kararlılığını ortaya koydu. ​Liderlerden Yaylım Ateşi: Özdağ ve Erbakan'dan Sert Çıkışlar ​Bahçeli'nin bu beklenmedik "Ben giderim" çıkışı, milliyetçi ve muhafazakar muhalefet kanadında geniş yankı buldu. İYİ Parti lideri Müsavat Dervişoğlu'nun "Salın gitsin" çıkışının ardından, Ümit Özdağ ve Fatih Erbakan da tartışmaya dahil oldu. ​Ümit Özdağ: "Tarihi Bir Kırılma Noktası" ​Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, Bahçeli'den İmralı açıklaması sonrası yaptığı değerlendirmede, Türkiye'nin tehlikeli bir sürece girdiğini savundu. Özdağ, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada şu ifadeleri kullandı: ​"Türkiye Cumhuriyeti bir tarihi kırılma noktasına sürükleniyor. Tüm vatansever yurttaşları Zafer Partisi'ne davet ediyorum. Korkma! Zafer Partisi'ne üye ol, aileni ve vatanını savun." ​Özdağ'ın bu sözleri, sürecin milliyetçi tabanda yarattığı endişeyi ve tepkiyi organize etme çabası olarak yorumlandı. ​Fatih Erbakan: "Kendisine ve Heyetine Hayırlı Yolculuklar" ​Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan ise Bahçeli'nin açıklamalarına ironik bir dille yanıt verdi. Daha önce "Meclis'e gelemiyorsa teklif sahibi Bahçeli gitsin" diyen Erbakan, Bahçeli'nin bugünkü "Giderim" sözleri üzerine şu değerlendirmeyi yaptı: ​"TBMM Abdullah Öcalan'ın ayağına gitmemelidir dedik. Gidilecekse de teklif sahibi Sayın Bahçeli gitsin dedik. Sayın Bahçeli bugün İmralı'ya gitmeye hazır olduğunu açıkladı. Kendisine ve heyetine hayırlı yolculuklar diliyoruz!" ​Müsavat Dervişoğlu: "Salın Gitsin!" ​Tartışmanın fitilini ateşleyen ilk tepkilerden biri İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu'ndan gelmişti. Dervişoğlu, Bahçeli'nin gitme isteğine atıfta bulunarak sosyal medyadan sadece "Salın gitsin!" ifadesini paylaşmıştı. ​Hükümet Kanadından İlk Ses: Yetki Komisyonda ​Siyasi liderlerin bu sert polemiği sürerken, Adalet Bakanı Yılmaz Tunç sürecin resmi prosedürlerine dikkat çekti. Bakan Tunç, İmralı ziyaretleri konusundaki takdir yetkisinin TBMM'deki Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu'na ait olduğunu belirterek, "Ziyaret konusu komisyonun vereceği karar doğrultusunda gerçekleşecektir" açıklamasını yaptı. ​Raporların ortak görüşü gösteriyor ki, Bahçeli'nin bu hamlesi sadece bir niyet beyanı olmanın ötesinde, muhalefet partilerini pozisyon almaya zorlayan stratejik bir adım olarak siyasi tarihe geçti.

MHP Lideri Devlet Bahçeli: Gerekirse İmralı'ya giderim Haber

MHP Lideri Devlet Bahçeli: Gerekirse İmralı'ya giderim

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, TBMM Grup Toplantısı'nda şehit olan 20 askerin anısını yaşatmak üzere isimlerini tek tek okudu ve onları rahmetle andı. Bahçeli, terörden arındırılmış bir Türkiye'nin önemini vurgulayarak, süreçte geri adım atmayacağını belirtti. Öne çıkan ifadesiyle, "Komisyon karar alamazsa, üç arkadaşımı alıp kendi imkanlarımızla İmralı'ya giderim" dedi. Bahçeli, CHP-İmamoğlu iddianamesini ise 'yüzyılın soygunu' diye değerlendirdi. ANKARA (İGFA) - MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda hem duygusal hem de kararlı bir konuşma gerçekleştirdi. Gürcistan'da 11 Kasım'da düşen C-130 uçağında şehit olan askerlerin isimlerini tek tek anarak başladığı konuşmasında Bahçeli, sosyal medyada "uçak düşürüldü" şeklindeki iddialara tepki gösterdi. "Bu acı günümüzde dedikodulara alet olanlar utanmalıdır" diyen Bahçeli, kara kutu incelemesi ve kaza raporunun beklenmesini önerdi. “TERÖRSÜZ TÜRKİYE”YE TAM DESTEK VE REST Bahçeli, terörden arınmış bir Türkiye'nin çağımızın en büyük fırsatı olduğunu ifade ederek, "İmralı'ya heyet gidip gitmeyeceği konusu kapanmalı. Süreci doğrudan muhatapla görüşmeden nasıl netice alınacak?" dedi. "TBMM'deki komisyon karar veremezse ve herkes görmezden gelirse, açıkça söylüyorum; yanımda üç arkadaşımı alır ve kendi imkanlarımızla İmralı'ya giderim, bunu gözlerini kırpmadan söylerim" açıklamasını yaptı. Milletvekillerine, "İmralı'ya gitmeme izin verir misiniz?" diye soran Bahçeli'ye salondan güçlü bir "evet" yanıtı alkışlarla geldi. https://twitter.com/MHP_Bilgi/status/1990684986698313767 CHP-İMAMOĞLU İDDİANAMESİNE SERT TEPKİ Diğer yandan, 3 bin 741 sayfalık iddianameyi "yüzyılın soygunu" olarak nitelendiren Bahçeli, "Atatürk'ün CHP'si, mafyavari bir yapıya bürünmüş ve devletin mali kaynaklarıyla finanse edilmiştir. Emeklilerin, çiftçilerin, işçilerin parası CHP'nin kasalarındadır. Bu bir hırsızlıktır!" dedi. Yargılama sürecinin derhal sonuçlandırılmasını ve tüm duruşmaların canlı yayınlanmasını talep eden Bahçeli, "Geciken adalet, adalet sayılmaz" ifadesini kullandı. Ekonomiyi yalnızca sayılarla ölçmenin yetersiz olduğunu, adalet, paylaşım ve ahlak olmadan ekonomik kalkınma sağlanamayacağını söyleyen Bahçeli, enflasyonun düşeceğini ve yaşam maliyetlerinin azalacağını belirtti ancak "yolsuzluk sorunu çözülmeden kalıcı bir çözüm olamayacak" diye ekledi. Bahçeli, dünyada yetersiz beslenen insan sayısı yüksekken obezite sorununun var olmasına da Allah'ın düzeni eleştirisi getirdi. Bahçeli, konuşmasını Oğuz Kağan'ın "Birlik olursanız yıkılmazsınız" sözüyle sonlandırdı.

Emekli Albay Orkun Özeller'e tahliye kararı verildi Haber

Emekli Albay Orkun Özeller'e tahliye kararı verildi

Emekli Albay Orkun Özeller'e Tahliye Kararı: 57 Günlük Tutukluluk Sona Erdi ​Bugün görülen davada Emekli Albay Orkun Özeller'e tahliye kararı çıktı. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin şikayeti üzerine sosyal medya paylaşımları nedeniyle 57 gündür tutuklu bulunan Özel Kuvvetler Komutanlığı'ndan emekli Kurmay Albay, İstanbul 8. Asliye Ceza Mahkemesi'ndeki ilk duruşmasında serbest bırakıldı. Birkaç bağımsız haber kaynağında doğrulanan bilgilere göre, mahkeme Özeller'in bir suçtan beraatine, "kamu görevlisine hakaret" suçundan ise hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına (HAGB) hükmederek tutukluluğunu sonlandırdı. Karar, adliye koridorunda bekleyen destekçileri tarafından sloganlarla karşılandı. ​Çağlayan Adliyesi'nde Kritik Duruşma: Yoğun İlgi ​Emekli Albay Özeller'in yargılandığı davanın ilk duruşması, 12 Kasım 2025 (bugün) tarihinde İstanbul Çağlayan Adliyesi'nde bulunan 8. Asliye Ceza Mahkemesi'nde gerçekleştirildi. Duruşma, kamuoyunda ve özellikle gazi ile şehit yakını çevrelerinde yakından takip ediliyordu. Duruşmayı izlemek üzere Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, Şehit Anneleri Derneği Başkanı Pakize Akbaba ve çok sayıda gazi ile şehit yakını adliyeye gelerek Özeller'e destek verdi. ​Salona olan yoğun ilgi nedeniyle, izleyicilerin bir kısmı için SEGBİS (Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi) bağlantısıyla karşı salonun da açıldığı teyit edildi. Bu yoğun destek, davanın sadece hukuki bir süreç olmadığını, aynı zamanda toplumsal bir hassasiyeti de yansıttığını gösterir nitelikteydi. ​Davanın temelini, Özeller'in sosyal medya üzerinden yaptığı ve "çözüm süreci" olarak bilinen döneme ilişkin eleştirilerini içeren paylaşımları oluşturuyordu. İddianamede, emekli albay için iki ayrı suçlama yöneltiliyordu: "halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etme" ve "kamu görevlisine görevinden dolayı sesli, yazılı veya görüntülü bir ileti ile alenen hakaret". Özeller, bu suçlamalar nedeniyle 16 Eylül'den bu yana, yani 57 gündür tutuklu bulunuyordu. ​Özeller'in Kapsamlı Savunması ve Davanın Gidişatı ​Duruşmanın en kritik anlarından biri, Emekli Albay Orkun Özeller'in yaptığı savunmaydı. Raporların ortak görüşü gösteriyor ki, Özeller mahkemede yaklaşık 35 dakika süren, kapsamlı ve etkili bir savunma gerçekleştirdi. Savunmasına başlarken, ömrünün büyük bir bölümünü terörle mücadeleye adadığını ve Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde girmediği çatışma türünün kalmadığını vurguladı. Üniformasının "şehit kanıyla bezendiğini" belirten Özeller, vatan savunmasındaki kararlılığının ve bu uğurda yaşadıklarının altını çizdi. ​Özeller, davaya konu olan paylaşımlarının anayasal ifade özgürlüğü kapsamında olduğunu savundu. Amacının "çözüm süreci" eleştirileri üzerinden toplumu bir kez daha aynı hataya düşmemesi için uyarmak ve terörle mücadelenin sekteye uğradığı o döneme dair "gerçeği göstermek" olduğunu ifade etti. Paylaşımlarının terörü meşrulaştırmak gibi bir amacı olmadığını, tam tersine terörle mücadeledeki tecrübelerini ve yaşananları aktarmak olduğunu belirtti. ​Savunmasını, "Beni PKK'lar, NATO'cular, FETÖ ve FETÖ vari yapılar sevmez. Beni gaziler, şehit yakınları, komutanlar ve aziz Türk Milleti sever," sözleriyle tamamlayarak duruşunu net bir şekilde ortaya koydu. Özeller'in avukatları da müvekkilinin ifadelerinde herhangi bir suç unsuru bulunmadığını, eleştirilerinin sert olmakla birlikte ifade özgürlüğü sınırları içinde kaldığını Yargıtay'ın emsal kararlarına atıfta bulunarak destekledi. ​Savcılık Mütalaası Orkun Özeller'e Tahliye Kararı Talebi ​Savunmaların tamamlanmasının ardından, duruşma savcısı esas hakkındaki mütalaasını sundu. Savcının mütalaası, davanın seyri açısından belirleyici oldu ve tahliye yolunu açtı. Birkaç bağımsız haber kaynağında doğrulanan bilgilere göre, savcılık, Özeller'in "halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etme" suçlaması yönünden beraatını talep etti. Bu, iddianamedeki en ciddi suçlamalardan birinin savcılık makamı tarafından da desteklenmediği anlamına geliyordu. ​Bununla birlikte savcı, "kamu görevlisine hakaret" suçundan ise Özeller'in cezalandırılmasını istedi. Ancak mütalaanın en kritik noktası, savcının, ceza talebine rağmen Özeller'in tutuklulukta geçirdiği 57 günlük süreyi dikkate alarak derhal tahliyesini talep etmesiydi. Savcının bu talebi, mahkemenin nihai kararının da habercisi oldu ve salonda bekleyenler arasında olumlu bir hava yarattı. ​Mahkemeden Orkun Özeller'e Tahliye Kararı: Beraat ve HAGB ​Mahkeme heyeti, mütalaanın ardından karar için kısa bir ara verdi. Aranın ardından açıklanan kararda, Emekli Albay Orkun Özeller'e tahliye kararı resmen duyuruldu. Heyet, savcılık mütalaasına büyük ölçüde uyarak, Özeller'in "halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etme" suçundan beraatine hükmetti. Bu kararla, paylaşımlarının toplumsal bir infiale yol açmadığı veya böyle bir kastı bulunmadığı mahkeme tarafından tescillenmiş oldu. ​İkinci suçlama olan "kamu görevlisine görevinden dolayı alenen hakaret" konusunda ise mahkeme, Özeller'i suçlu buldu ve bir ceza takdir etti. Ancak mahkeme, bu ceza için "hükmün açıklanmasının geri bırakılması" (HAGB) kararı uyguladı. Hukuki olarak HAGB kararı, sanığın belirli bir denetim süresi içinde (genellikle 5 yıl) kasıtlı yeni bir suç işlememesi halinde, açıklanan hükmün ortadan kaldırılması ve davanın düşmesi anlamına gelmektedir. Bu karar, Özeller'in siciline bir mahkumiyet işlemediği gibi, cezaevinde kalmasını gerektiren bir yaptırım da içermiyordu. ​Bu iki kararın birleşimi sonucunda, 16 Eylül'den bu yana 57 gündür Silivri'deki Marmara Kapalı Cezaevi'nde tutuklu bulunan Özeller'in derhal tahliyesine karar verildi. Kararın açıklanmasıyla birlikte adliye koridorlarında bekleyen destekçileri arasında büyük bir sevinç yaşandı ve "Orkun Albay onurumuzdur" şeklinde sloganlar atıldı. ​Tahliye Sonrası İlk Açıklama ​Akşam saatlerinde Silivri'deki Marmara Kapalı Cezaevi'nden serbest bırakılan Emekli Albay Orkun Özeller, çıkışta kendisini bekleyen yakınları ve destekçilerine kısa bir açıklama yaptı. Özeller, "hukukun gereğinin tecelli ettiğini" belirterek, adalete olan inancını dile getirdi. Verdiği mücadelenin kişisel olmadığını, bu mücadeleyi vatan uğruna canlarını veren şehit arkadaşları adına sürdürdüğünü vurguladı. Özeller'in serbest kalması, özellikle gazi ve şehit yakını dernekleri tarafından memnuniyetle karşılandı.

Ümit Özdağ Öcalan İddiası: 'Sürecin Sonu Af ve Özgürlük Haber

Ümit Özdağ Öcalan İddiası: 'Sürecin Sonu Af ve Özgürlük

Ümit Özdağ Öcalan İddiası: 'Sürecin Sonu Af ve Özgürlük' ​Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, NOW TV'de katıldığı Çalar Saat programında İlker Karagöz'ün konuğu olarak siyaset gündemini sarsan açıklamalarda bulundu. Özdağ, PKK'nın son dönemdeki geri çekilme hamlesinin bir "halkla ilişkiler çalışması" olduğunu öne sürdü. En dikkat çekici Ümit Özdağ Öcalan iddiası ise, terörist başı Abdullah Öcalan'ın serbest kalacağı ve bu sürecin anayasal değişikliklerle sonuçlanacağı yönündeki sözleri oldu. Özdağ, sürecin sonunda Öcalan'ın 'fiilen DEM Genel Başkanı' olacağını iddia etti. ​PKK'nın Geri Çekilmesi: 'Bir PR Çalışması' ​Özdağ, terör örgütü PKK'nın 28 kişilik bir grubu geri çekmesinin bir "göstermelik" adım olduğunu savundu. Daha önce Türkiye içinde 60 örgüt üyesinin hareket halinde olduğunu belirttiğini hatırlatan Özdağ, 28 kişinin çekilmesinin bu iddiasını doğruladığını ve geride hala 32 örgüt üyesinin bulunduğunu öne sürdü. ​Bu adımların, Fatih Altaylı'nın Abdullah Öcalan ile yıllar önce yapılmış ancak yeni yayınlanan röportajıyla aynı döneme denk gelmesine dikkat çeken Özdağ, tüm bunların bir "PR çalışması" olduğunu belirtti. Bu sürecin, Hakan Fidan, Yılmaz Tunç ve İbrahim Kalın'ın Meclis'te yapacağı toplantılar öncesinde kamuoyunu hazırlamak için tasarlandığını iddia etti. ​Ümit Özdağ Öcalan İddiası: 'Serbest Kalacak' ​Özdağ, konuşmasının en çarpıcı bölümünde, yürütüldüğünü iddia ettiği sürecin "olmazsa olmazı" olarak Abdullah Öcalan'ın serbest kalmasını gösterdi. Bu iddiasını, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin geçmişte "umut hakkı" ile ilgili yaptığı açıklamalara dayandırdı. Özdağ, sürecin sonunda Öcalan'ın kesinlikle serbest kalacağını savundu. ​'İmralı Tahsis Ediliyor: Evlenecek, Özel Kalemi Olacak' ​Serbest kalma sürecinden önce İmralı'daki koşulların değiştirileceğini iddia eden Özdağ, adanın fiilen Öcalan'a "tahsis edileceğini" öne sürdü. Bu kapsamda Öcalan'ın uluslararası görüşmeler yapacağını, adada evleneceğini ve kendisine bir "özel kalem müdürü" atanacağını iddia etti. Özdağ, bu değişikliklerle Öcalan'ın "fiilen DEM Genel Başkanı" haline getirileceğini belirtti. ​Anayasa Değişikliği: Yeni Ümit Özdağ Öcalan İddiası ​Zafer Partisi lideri, sürecin nihai hedefinin anayasal değişiklikler olduğunu belirtti. Örgütün "bireysel haklar" değil, "kolektif haklar" talep ettiğini ifade eden Özdağ, bu doğrultuda Anayasa'nın 66. (Türk Vatandaşlığı) ve 42. (Eğitim Dili) maddelerinin değiştirilmek istendiğini savundu. ​Özdağ, 66. madde değişikliğiyle Anayasa'nın giriş bölümüne "Türk, Kürt, Arap" ifadelerinin eklenerek "çok uluslu devlet" yapısına geçilmesinin hedeflendiğini öne sürdü. 42. madde ile "Kürtçe eğitim" yolunun açılacağını belirten Özdağ, bu durumun "Kürt tarihi" adı altında, Öcalan'ın "Sultan Alparslan Kürt'tü" gibi direktiflerine dayalı bir eğitim sistemini getireceğini iddia etti. Özdağ, "federasyon" kelimesinin kullanılmadan, "Avrupa Özerklik Şartı" aracılığıyla yerel yönetimler üzerinden özerklik verileceğini de sözlerine ekledi. ​Ankara Seçimlerinde Mansur Yavaş'a Şartlı Destek ​Özdağ, yaklaşan yerel seçimlere de değinerek, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş'ın adaylığına ilişkin soruları yanıtladı. 2022 yılının Nisan ayında Yavaş'ın cumhurbaşkanlığı adaylığını ilk kez kendisinin dile getirdiğini hatırlatan Özdağ, CHP'nin Yavaş'ı Ankara için tekrar aday göstermesi durumunda Zafer Partisi'nin tutumunun ne olacağını açıkladı. Özdağ, "Yetkili kurullarımızda değerlendiririz. Genel kanaat ve tabanımızın talebi doğrultusunda destek olabiliriz" ifadelerini kullanarak, Yavaş'ın adaylığına yeşil ışık yaktı. ​'Davutoğlu ve Babacan Geri Dönmek İçin Can Atıyor' ​Meclis resepsiyonunda ortaya çıkan ve AK Parti, DEVA Partisi ve Gelecek Partisi liderlerini bir arada gösteren fotoğrafı da yorumlayan Özdağ, bu fotoğrafı bir "ittifak fotoğrafı" veya "Öcalan komisyonu ittifakı" olarak nitelendirdi. Ali Babacan ve Ahmet Davutoğlu'nun AK Parti'ye "geri dönmek için can attığını" iddia eden Özdağ, bu liderlerin siyasi ağırlıklarını sadece Recep Tayyip Erdoğan'a borçlu olduklarını anladıklarını savundu. Özdağ, bu iki ismin, kendilerini Meclis'e taşıyan CHP seçmeninin oylarına "ihanet ederek" AK Parti'ye geçme hevesinde olduklarını öne sürdü. ​Sosyal Çöküntü Uyarısı: '9 Milyon Bağımlı Var' ​Programın son bölümünde Türkiye'deki sosyal sorunlara dikkat çeken Özdağ, ülkede 9 milyon uyuşturucu ve kumar bağımlısı olduğunu iddia etti. Futbol dünyasındaki bahis skandalına da değinen Özdağ, 154 hakem ve gözlemcinin bahis oynadığının ortaya çıkmasının utanç kaynağı olduğunu belirtti. Bu sorunlarla mücadele etmek için Zafer Partisi bünyesinde "Tertemiz Türkiye Projesi"ni başlattıklarını, bu projenin emekli emniyet müdürleri Mahmut Karaslan ve Fatih Eryılmaz ile psikiyatri profesörü Sertaç Ak tarafından yürütüldüğünü açıkladı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.